Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, 2014 yılında Seyhan Belediye Başkanlığına seçildikten sonra rüşvet aldığı iddiasıyla tutuklanmıştı.
212 gün süren tutukluluğun ardından, tutuksuz yargılanmak şartıyla serbest bırakıldı.
İlk işi, gecenin bir vakti Adana’ya gelip deprem şehitlerini anmak oldu.
Çukurova Havaalanı’nda kendisini karşılamaya gelenlere, şehitleri anmaya gideceğini, kimsenin taşkınlık yapmamasını istedi.
Geçtiğimiz cumartesi günü de CHP Adana İl Örgütü önünde büyük bir buluşma gerçekleştirildi.
Buluşma bir mitinge dönüştü.
Aslında iktidar, yargı eliyle bir kahraman yarattı.
Tüm Türkiye onu artık daha iyi tanıdı.
İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de, bütün miting meydanlarında adı anons edildi. Ülkenin doğusundan batısına ismi dillendirildi.
Daha önce CHP milletvekilliği yapan ve Özgür Özel’in Genel Başkanlık seçimini kazanmasının ardından yandaş kanallarda boy gösteren, çok kullanışlı yanaşmalara rahmet okutan ve CHP geçmişine sünger çeken bir kalemşör, Zeydan Karalar için “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı” olması çağrısı yaptı.
Sen kim oluyorsun ki CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olması gereken kişi için adaylık çağrısı yapıyorsun?
AKP ve MHP’deki dağlarına kar mı yağdı, yarkadaşlıktan yandaşlığa evrilen cumhurun Barış’ı?
Evet; Karalar Cumhurbaşkanı adayı olabilir ama inanın ki o, çok sevdiği Adana’sına hizmet etmek istiyor.
7 Temmuz 2025’te “Karalar’a Kumpas Çöktü mü?” başlığıyla bir yazı kaleme almıştım.
O yazının bazı bölümlerinde şu ifadeler vardı:
“Nasıl bir rüşvetse 11 yıl sonra ortaya çıkıyor ve tanık olarak dinlenen iki ismin, itirafçı Aziz İhsan Aktaş’ın çalışanları olduğu öğreniliyor.
Ne güzel, değil mi? Sen çete lideri zanlısıyken istediğin kişiye at iftirayı, at çamuru; sonra çık dışarıya, elini kolunu sallayarak gez. Kendisi yetmedi, iki çalışanını da tanık yap.
Sonra sabaha karşı yeni bir operasyon dalgası, itibarsızlaştırma, algı yaratma ve bir yalan rüzgârı…”
Hukuksuzluğu savunmak, bütün kötülükleri savunmaktır. Kendilerine gelince her türlü adaletsizlik normal; fakat iş karşı mahalleye gelince onlara her şey reva…
“Magna Carta Libertatum”, yani Latince “Büyük Özgürlükler Sözleşmesi” anlamına geliyor. Bu sözleşme, 1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir.
Şimdi bu sözleşmedeki bazı ibarelere bir göz atalım.
Sözleşmede, “Özgür hiç kimse, kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak veya hapsedilmeyecek veya mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak veya kanun dışı ilan edilmeyecek veya sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır. Adalet satılamaz, geciktirilemez; hiçbir hür yurttaş ondan yoksun bırakılamaz” denilmektedir.
810 yıl öncesinin gerisine düşmüş bir gerçek varken karşımızda, acaba hangi adalet ya da hukuktan söz edilebilir?
Şimdi Zeydan Karalar’a kara çalmaya çalışan iki tanığın, Aziz İhsan Aktaş’ın çalışanı çıkmasıyla zaten bu kumpas çökmüş değil midir?
Aslında hepimiz biliyoruz gerçeği; gerçekten adalet olsaydı hiç kimse hüküm giymeden tutuklanmazdı.