Düşünsenize; yatağa aç giren çocuklar ülkesini... Genç ölümler, genç işsizler, uzay çağında babası, dedesi yaşındaki kişilerle evliliğe zorlanan çocuklar ve yaş kemale erdiğinde hiç yaşamamış gibi ölenler...

Bir hak arama mücadelesinde can verenler, davul zurnayla uğurlanıp bayrak bayrak tabutları yoksul evlere inenler; zamlar, eriyen maaşlar, gittikçe büyüyen ahlaki erozyon, yeni nesil çeteler, yatacak yeri kalmamış cezaevleri, medrese mezuniyet törenleri, gerici vakıf ve cemaatlerde ardı arkası kesilmeyen taciz haberleri...

Pazar yerlerinden çürük sebze ve meyve toplayanlar, çöpten beslenenler, gençliğinin ve ömrünün baharında işsizlik belasıyla mücadele edenler, iş bulmaktan umudunu kesenler...

Birilerine ülke kaynakları oluk oluk akıtılırken yoksulluğa mahkûm edilenler, iş cinayetleri; hani Avrupa'da zirve yaptığımız cinayetler... Akran zorbalıkları, kadın ve çocuk mezarlığına dönmüş bir ülkede yolun ne kadar açık, sevgili yurdum.

Açlık, yoksulluk, işsizlik, eğitimden kopuş, boşanmaların artması, doğumların azalması... Neden?

Liste alabildiğine uzun, soru çok.

Ve neredeyse tüm bunların temelinde yatan gerçek; adaletsizlik... Bizim acı gerçeğimiz maalesef.

Mutlak butlana kilitlendik kaldık. Partinin seçime girmeme, girememe tehlikesi var. Merhametli monarşi mesajları var, bölünme var, yerel yönetimlere yönelik operasyonların ardı arkası kesilmiyor.

40'ın üzerinde CHP'li belediye başkanı iktidar partisine geçti. Bazı milletvekilleri partiden istifa etti ya da ettirildi.

CHP'yi 47 yıl sonra Türkiye'nin birinci partisi yapanlar diyelim ki çok hata yaptılar; birileri korkup partiyi bıraktı, bir grup liyakatsizdi. Bunların hepsi kabul. Ancak 13 yıl boyunca yenilgiler yaşatanlar, iktidarın önünü açıp gidip koltuklara oturanlar bunu mu yapmalıydı?

Öyle ya da böyle bir çıkış yolu bulunacak ve butlanla gelenler siyasi mevta olacak.

Genelden yerele inecek olursak, Gençlik Kolları Başkanlığı'ndan gelen bir isim olan Orhan Bayram, Adana İl Başkanlığı görevini kabul ederek vicdanlarda sabıkalanmıştır.

O da Adana siyaset sahnesinden silinecek ve tarihin çöplüğündeki yerini alacaktır.

IŞIKLAR İÇİNDE UYU SEVİL ABLA


1995 yılının ocak ya da şubat ayıydı. Toros Gazetesi'nin Osmaniye muhabiri olarak çalışıyordum. Gazetenin ofisi, Adana Valiliği'nin karşı tarafında büyük bir binadaydı. Daha sonra aynı yerde Kanal A yayın yapmaya başladı. Ardından gazete, Dörtyol Ağzı'nda Akbank'ın arkasındaki binaya taşındı.

Bir gün gazeteye uğradım. Toros Gazetesi İmtiyaz Sahibi Erden Arat bana dönüp:

"Senin ne işin var Osmaniye'de? Gel burada çalış." dedi.

O gün bugündür, Erden Arat'ın "Burada çalış." dediği Adana'dayım.

İşe başladıktan sonra tanıdım Sevil ablayı; yani Erden abinin eşini. O, orada çalışan herkesin Sevil annesi ya da ablasıydı. Güler yüzlüydü. Her gelişinde mutlaka çalışanlara bir ikramda bulunur, yemek yiyip yemediklerini sorardı.

O gazetede çalışıp da ondan iyilik görmeyen hiç kimse yoktu. İyiliğiyle anılacak Sevil abla her zaman.

Genç yaşta trafik kazasında hayatını kaybeden dayım Fedai Buzcu'nun Karataş Tuzla'daki taziyesine Erden abiyle birlikte gelmiş, acımızı paylaşmışlardı.

Sevil abla geride iyilik bıraktı.

Işıklar içinde uyu Sevil abla.