Ne devlerle dalaşmış, kanımızı göstermeden silmişiz.
Ne kudurgan günlerde elimizi dost eline titremeden vermişiz.
Bir ömür seğirtmişiz bir nefes beklemeden;
Şimdi nice anışların dudağı üşüyen bir çocuk kadar uçuk,
Nicesi el sıkışların sahtekâr çıkmış.
Nihat Behram

Mütevazı bir adamdı. Ağır ağır konuşurdu. Gülümsemesi hiç eksik olmazdı yüzünden. Tahammülsüz ve kırıcı olmazdı. Bir şey yanlışsa bunu tane tane anlatır, karşısındakini ikna ederdi.
Yiğit bir devrimciydi o. Kaç kez sohbetimiz olmuştu ama bir kere bile, “Ben acılar yaşadım, işkence tezgâhlarından geçtim, mahpus yattım.” demedi.
CHP içinde mücadele veriyordu son yıllarda. Parti içinde siyaset simsarları, sinyalcileri, yalakaları, belediyeler üzerinden çıkar sağlamak için kırk takla atanlar varken; tavrıyla, duruşuyla örnek bir isimdi.
Dünkü çocuklar, dinozorlar, başka partilerden devşirilip gelenler, kaba saba tipler burnundan kıl aldırmaz; ödedikleri bedellerden söz ederler. Ödenen bedel de bir adayın ya da başkanın konuşmasını alkışlamış olmalarıdır, hepsi bu.
Ya da bir bayrak asıp mahalle toplantısına katılmışlardır.
Kirlenme, yozlaşma batağında bembeyaz bir çiçek gibi duran, yüreğini hiç kirletmeyen koca yürekli devrimci…
Ne mutlu ki sana, tertemiz bir geçmiş bıraktın geride.
Bir kez olsun demedin, “Bedelini ödedim.” diye…
Yıldızlara uğurladı sevenleri onu. Erken olmadı mı biraz bu gidiş…
Ama sen bekletmeyi de sevmezdin, Halil Abi.
Tıpkı Nevzat Çelik’in dediği gibi:
Bütün dostlar uyanık
şafağı karşılıyor
yan hücre kapıyı çalıyor
kalk gidelim
sıradakini bekletmeyelim.