İstenmemek doğaldır. Çevrenizde sizi istemeyenler olabilir. İnsan bu duruma ister istemez kırılabilir. Siz, kişisel hırs ya da intikam duygularıyla hareket ettiğiniz, boyun eğdiğiniz, halkı açlığa, yoksulluğa, dramlara, işsizliğe, geçim sıkıntısına sürükleyenlerden medet umduğunuz için istenmiyorsanız ve buna rağmen inadınızdan vazgeçmiyorsanız, orada ahlaki bir erozyon var demektir.

Bu sadece bir etik değer sorunu değildir; çünkü işbirlikçide ahlak olmaz. İşbirlikçi bütün değerlerini hiç düşünmeden satar. İşbirlikçi kötülüğü kollar, bütün kötülüklerden kendine bir paye arar, çirkinlikten, kirlenmişlikten beslenir. Tek amacı daha fazla suç devşirmek, daha çok insanın yaşamını karartmaktır onların.

İşbirlikçi maskesi düştüğü anda bulunduğu şehri terk eder. Çünkü deşifre olmuştur ve artık o kentte kim olduğu bilindiği için başka şehirler bulunur ona; kötülüğe, vicdansızlığa, kalleşliğin her türlüsüne o gittiği yerlerde devam eder. Siyasal işbirlikçilikte şehir ya da ülke değiştirmeye gerek yoktur. Yani düzen siyasetinde.

Cenaze evinde bir taziyeye bile kabul edilmemek kadar utanç verici ne olabilir acaba? Cezaevine yapacağınız yasal bir ziyaret için bile orada, sayenizde tutsak edilmiş bir insan tarafından geri çevrilmek… Ne kadar acı değil mi? İğne ucu kadar vicdanı olanın yüreği yanar, içi sızlar ama sizde yürek de yok, vicdan da…

Ajanslardan parayla figüran getirecek kadar düştünüz. Her şey kayıt altında, ifşa oldunuz ama hâlâ utanmadan komplo filan diyebiliyor, hâkim ve savcıları göreve davet edecek kadar pişkinlik içindesiniz. Adana tabiriyle, yüzünüz cıncıkla sıyrılmış. Suçüstü yakalandınız halk nezdinde. Kime hizmet ettiğiniz açık seçik ortada.

Bu kadar rezilliğin orta yerinde “arınma” dediğiniz de o kadar yapmacık durumdasınız ki… Ne inanan kalmış ne güvenen ne sokağa çıkabiliyorsunuz ne insan içine karışabiliyorsunuz. Utandığınız için değil, korkuyorsunuz.

Ne yaparsanız yapın, bölemeyeceksiniz! Aydınlık bir geleceği kucaklamak isteyenler izin vermeyecek buna. Öğrenciler, eğitimden kopanlar, çalınan sorularla, mülakat ucubesiyle geleceği çalınanlar izin vermeyecek buna. Açlık sınırının altında maaşa mahkûm edilen emekliler, asgari ücretliler, işçiler, sol göğsünün altındaki cevahiri karartmayanlar, tencerelerinde aş yerine dert kaynatanlar böldürtmeyecek yarınlarını.

Tarih sizi, bir ülkeye nasıl ihanet edilir diye yarınlarda ders kitaplarında yazacak. Unutmayın bunu.

Sonuç olarak, ataların dediği gibi: O doğru duvar yıkılmayacak.