Ne kaldı dünden bugüne? Akıp giden yıllardan geriye ne kaldı?
Sormalı insan kendine, hep bu soruyu bıkmadan usanmadan.
Bir kısır döngü, bir tekrara düşer gibi değil ama sormalı.

Kadın kanıydı dünde kalan.
Sonra kanın kuruduğu yerde bir başka kadının kanı akan...

Çocuktan katil devşiren bir düzen.

Çocuk ve kadın istismarı ve bitmeyen travmalar kaldı dünlerden, çocuk işçi ölümleri, genç ölümler ve iş cinayetlerinde zirveyi hiç bırakmamak kaldı yine geriye zamandan.

Ne kaldı sana, bana, bize dünlerden?

Aydınlık yüreklerin, gençlerin hayalleri gözünde kaldı.
Bir liyakatsizlik çemberinde mülakatlarda işsizlik düştü paylarına.

Cehalet kaldı dünden, önceki günlerden, aylardan, yıllardan, asırlardan geriye.
Sonra örgütlü cehalet kaldı ve bu örgütlü bir kötülüğe dönüştü.

Bitmeyen bir yoksulluk düştü payımıza.
Emeklilerin buz gibi tuvaletsiz odalarda kaldığı, evsizlerin çoğaldığı, insanların hastane, otogar, metruk binalara sığındığı...

Bitmeyen bir öfke kaldı, ahlaki çöküş, kararmış vicdanlar kaldı senelerden geriye.

Ne tohumun ne toprağın kıymeti bilinmedi.
Bilinmedi işte değeri akan suyun, kıyıların, ormanların...

Bir maden, zehir kusan bir tesis ya da beton için tozunu dumanını attırdılar dağların, taşların, ovaların.

Unuttuk nezaketi, ince şeyleri...

Ölen bir insanlık kaldı geriye?

Öfkeye kolay yenilmek kaldı, Habil ve Kabil’den bu yana öldürmek.
İnsana kıymak, sokaktaki masum bir cana kıymak...

En çok da mutsuzluk kaldı çok eskilerden bugüne.

Otobüs durakları, parklar, meyhaneler, kahvehaneler gülmeyi unutmuş insanlarla dolu...

Kaç değerimiz kaldı kuruluştan miras?
Satılmadık bir şey kaldı mı, özelleştirilmeyen?

Bağımlılıklar kaldı farklı kavramlar içinde.
En çok da uyuşturucuya sürüklenmek gibi çok uzun yıllardan geriye.

Bir de dışa bağımlılık, muhtaçlık kaldı yine.

Ahlaksızlığın her türlüsüne bir din kılıfı uydurmak kaldı ve hiç bitmedi, bitmiyor hala...

Çareler tükendi bazen; yoksulluk ve işsizliğe, zamlara yeni kavramlar geldi dünlerden bugüne.
Güncelleme, ev genci, derin yoksulluk...

Bütün lanet olasılıklardan ne varsa o kaldı geriye işte.

Mafyalaşma, çeteleşmeye bir yeni nesil çeteleşme eklendi.

Ne hukuk ne siyasetle yorumlanamayacak gözaltılar, tutuklamalar kaldı yine dünlerden, aylardan, senelerden geriye.

Kalmayacak oysa kimseye bu düzen, bu şehirler, bu ülke, bu dünya.

Savaşlar, yıkımlar, kan, gözyaşı içinde akıp gidiyor işte ömrümüz ama sen yine de sormaya devam et kendine: Neden böyle bir yaşama mahkumuz diye.

Bütün kötülüklere itiraz et, sesini yükselt ve örgütlü ol sadece. Demokratik hakkını kullanmaktan çekinme. Ve yitirme umudunu asla.

Tıpkı Nihat Behram ustanın dediği gibi:

Umut ki yüreğimdir
Halk olmuş yüreğimdir
Adını Onur koyduğum kavga
Büyü de umudu doğur.