Sormayacak mısın?
Neredesin, nasılsın demeyecek misin?
Keşke desen.

Bugün pis boğazlığım tuttu. Şimdi güleceksin ve diyeceksin ki, "Ne zaman boğazını tuttun, nefsine hakim oldun?"

Haklısın, çok haklı, tutamadım.

Güne gelen aileler sarma, mercimek köfte ve içi bol peynirli börek getirmişti. Börekten üç tane yedim, sarmadan da ne kadar yedim saymadım, bereketi kaçar diye; herhalde on iki tane yedim. Yedi tane kadar da mercimek köfte aldım.

Nasıl şeker yükselmesin değil mi?
Haklısın.

Yeme bunlarla da kalsa iyi; ev yapımı baklava, tepside. Fransa'dan gelenler getirmiş.

Baktım.
Gittim.

Biraz sonra kahve almaya geldim. Baklava duruyor yerinde. Bana bakıyor, ben baklavaya bakmıyorum ama hissediyorum bana baktığını; bakarken de, bana bak diyor.

Ben ısrarla, inatla bakmıyorum. Ben ne kadar ısrar etsem, baklava da o kadar ısrarcı. Yeme dedim kendime; sanki baklava bunu duymuş gibi "Ye" diyor. Ben inat ettikçe o da inat ediyor. Ben ne kadar yememe yönünde kararlıysam, o da o kadar yedirtmek için kararlı.

"Ben yenmez miyim, şıram ışıl ışıl parıldıyor gecenin içindeki yıldızlar gibi. Ne olacak, ye! Bir defa yasak delinse ne olur ki? Anayasa sayısız kez delindi, delindi de ne oldu, devlet mi göçtü? İnat etme, ye" diyor.

Ve devam ediyor arsızca:

"Benim gibi güzele dayanılır mı? Hem bir şey güzel olduğu için sevilmez, sevdiğin için güzeldir. Teslim ol sevdiğine. Yemezsen yenecek, kalmayacak; sen yemediğinle kalacaksın. Yemediğin için bir yerin şişmeyecek ama yemediğinde aklın sevdiğinde kalacak. Hem dudağının değmediği, dilinin yalamadığı, boğazından geçmeyen, tenine damlamayan, gözüne yabancı olan biri değilim. Kavuş bana, uzat elini, göstere göstere ye. Ben kendimi sevdirmekten başka ne yaptım, sen de beni sevmekten başka bir eylem içine girmedin. Biliyorum, inanıyorum, güveniyorum sana. Yemek vazgeçemeyeceğin bir eylemken; yemenin insan sağlığındaki etkisini bilirken bu kaçış niye? Damağında var olan tadımı anımsa."

Dayanılması imkansız savaş içindeyim. Karma karışığım. Kalırsam yanında yenileceğim. Kahvemi aldığım gibi kaçtım.

Kaçmak da bir yenilgi diyeceksiniz.

Hayır, kaçmak bazen de zaferdir.

Savaşı kazandım, yemedim, gittim, oturdum. Baklavayı çıkardım aklımdan. Zaferin verdiği keyifle kahvemi içtim, sohbetimi yaptım karşımda oturan arkadaşla.

Yarım saat geçmedi, kahve kesmedi; kalktım bir kahve daha almaya. Baklava yerinde duruyor ama yarısından çoğu gitmiş; kalan yanık çekiciliğiyle duruyor, "Hadi ye," diyor. Yemem diyorum.

Kahvemi doldurdum, taşırdım. Baklavaya bakarsan, bitmek üzere olduğunu görürsen taşar elbet.

Sildim masayı bir peçeteyle. Baklavanın önünden geçerken bir dilim aldım. Nasıl aldım, alan ben miyim, aldıran kim, bilmiyorum. Attım ağzıma. Döndüm gideceğim; nasıl döndüm, nasıl baklavadan bir dilim daha aldım, nasıl ağzıma teptim, bunu anlatmalısın deseniz anlatamam.

Karıştıkça tatlandım.

Bir saat geçti geçmedi, benim şeker tavan yaptı.

Şimdi tatlıyım işte!