Geçim derdi artık yalnızca ay sonunu getirme meselesi değil; sabah uyanırken omuzlara çöken görünmez bir ağırlık.
İnsanlar gün içinde kaç lira harcadığını değil, kaç hayalinden vazgeçtiğini hesaplıyor.
Market rafları arasında dolaşırken yapılan tercihler, yalnızca bütçeyi değil, insanın kendine olan saygısını da zorluyor.
Çünkü yoksunluk, bir süre sonra sessizce insanın içine işliyor.
Evlerin içinde konuşmalar değişti.
Eskiden hayaller kurulan sofralarda şimdi hesaplar yapılıyor.
Çocuklara “olmaz” demek, yetişkinlerin boğazına en çok takılan kelimeye dönüştü.
Geçim derdi, aileleri sadece maddi olarak değil, duygusal olarak da yıpratıyor; sabır azalıyor, sesler yükseliyor, anlayış yerini yorgunluğa bırakıyor.
En acısı ise bu yükün normalleştirilmesi. “Herkes böyle” cümlesiyle susturulan dertler, büyüyerek devam ediyor.
Oysa geçim sıkıntısı bir kader değil, çözülmesi gereken bir gerçek.
İnsanların lüks değil, sadece insanca yaşam talep etmesi ayıp değil; aksine en temel hak.
Belki bugün çok zor, belki umutlar da dar boğazdan geçiyor.
Ama bu ülkede hâlâ birbirini anlayabilen, derdini paylaşabilen insanlar var.
Geçim derdi omuzlarımızda ağır bir yük olsa da, dayanışma ve empati hâlâ en güçlü sermayemiz.
Çünkü insan, en çok anlaşıldığında ayakta kalabiliyor.
Sağlıcakla kalın.
Haftaya görüşmek üzere...