Bu yıl doğa sanki kendi kurallarını unutmuş gibi davrandı. Kışın ortasında güneş bir anda yüzünü gösterdi, insanlar montlarını çıkarıp tişörtlerle sokaklara döküldü. Ardından yaz geldi dedik, bu kez de gökyüzü aniden karararak yağmur ve fırtına ile sert bir dönüş yaptı. Mevsimler birbirine karıştı; takvimde yaz, havada kış yaşadık adeta.

Artık sabah evden çıkarken sadece saat değil, hava durumu da bir muamma haline geldi. Bir gün ince bir gömlek yeterken, ertesi gün kalın bir mont bile yetmez oldu. Bu belirsizlik günlük hayatımızı da etkiledi; planlar ertelendi, buluşmalar “hava nasıl olacak?” sorusuna göre şekillenir hale geldi. Doğa, bize alıştığımız düzenin aslında ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı.

İnsanlar arasında bile konuşmalar değişti. “Ne giysek?” sorusu sıradan bir moda sorusu olmaktan çıktı, neredeyse günlük bir stratejiye dönüştü. Arkadaş buluşmalarında kıyafet tavsiyeleri verilir oldu, herkes birbirinin deneyimine kulak kesildi. Çünkü artık kimse sabahki güneşin akşama kadar süreceğinden emin değil.

Belki de bu karmaşa bize önemli bir şey söylüyor: değişime uyum sağlamak. Yazın sıcaklığını da, kışın sertliğini de aynı gün içinde yaşarken, hayatın da ne kadar öngörülemez olduğunu bir kez daha görüyoruz. Ve belki en çok da şunu öğreniyoruz; hava nasıl olursa olsun, biz onunla birlikte yeniden şekillenmeyi öğrenmek zorundayız.

Sağlıcakla kalın.

Haftaya görüşmek üzere....