Adana bu yıl bahara alıştığımızdan biraz daha farklı girdi. Tam Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı coşkusunu yaşarken, gökyüzü de sanki bu şenliğe kendi ritmiyle eşlik etmek ister gibi ardı ardına yağmurlarını bıraktı.
Sokaklarda rengârenk görüntüler, bir yanda şemsiyelerle birleşti; bazen planları aksattı belki ama aslında doğanın kendi dengesini kurduğu bir dönemin içindeyiz.
Peki bu yıl yağmurlar neden bu kadar fazla? İklim değişikliği, mevsim geçişlerindeki kaymalar ve atmosferdeki nem oranının artışı, özellikle Akdeniz kuşağında daha yoğun ve sık yağışları beraberinde getiriyor.
Adana gibi verimli topraklara sahip bir şehir için bu yağmurlar, aslında toprağın nefes alması, yeraltı sularının yenilenmesi ve yazın kavurucu sıcaklarına karşı bir hazırlık anlamına geliyor.
Yağmurun faydaları çoğu zaman göz ardı edilir. Oysa her damla; kuruyan toprağı canlandırır, havayı temizler, doğaya tazelik verir.
Ağaçların daha güçlü yeşermesi, ürünlerin daha verimli olması, hatta insanın ruh halinin bile dengelenmesi bu doğal döngünün bir parçasıdır.
Yağmur sadece ıslatmaz; aynı zamanda yeniler, arındırır ve geleceğe hazırlar.
Belki de bu yüzden, bu yıl yağan yağmurları bir gecikme ya da engel olarak değil, yaklaşan güzel günlerin habercisi olarak görmek gerekir. Çünkü her yoğun yağışın ardından daha canlı bir bahar, daha bereketli bir yaz gelir.
Adanalıları yine güneşli, enerjik ve dolu dolu bir yaz bekliyor. Yağmurlar yavaş yavaş çekilirken geriye bıraktığı tazelik, şehrin her köşesinde hissedilecek.
Belki de gerçekten, yağmurlar terk etmiyor; sadece yerini umut dolu günlere bırakıyor.
Sağlıcakla kalın.
Haftaya görüşmek üzere...