Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı yine başladı, yine kalabalıklar toplandı, yine “Adana’nın vitrini” denildi… Ama bu kez vitrine bakınca görülen şey portakal çiçeği değil, çamur, ihmal ve sorumsuzluk oldu.

Şiddetli yağmur yağdı diye kimse kimseyi kandırmasın. Bu şehirde yaşayan herkes bilir ki bahar yağmuru sürpriz değildir. Sürpriz olan; koskoca organizasyonun ilk ciddi yağışta çökmesidir. Çadırlar delik, zemin bataklık, esnaf çaresiz. İnsan sormadan edemiyor: Bu mu planlama? Bu mu hazırlık?

Gelelim asıl meseleye… Esnaf belediyeyi suçluyor, belediye “biz değiliz” deyip festival komitesini işaret ediyor. Komite ne diyor, o da ayrı muamma. Herkes topu birbirine atıyor ama ortada kalan yine esnaf, yine vatandaş.

Açık konuşalım: Bu işte herkesin payı var. Ama en büyük sorumluluk, bu organizasyonu “şehrin markası” diye pazarlayanlarda. Eğer bir etkinlik kamuya açık alanlarda yapılıyorsa, binlerce insanı ve yüzlerce esnafı kapsıyorsa, kimse “ben sadece destekçiyim” diyerek işin içinden sıyrılamaz. Bu, doğrudan kamu sorumluluğudur.

Yağmur bahanesine sığınmak ise akla hakaret. Yağmur yağar. Önemli olan senin ne kadar hazır olduğundur. Altyapıyı doğru kurmadıysan, çadırı sağlam seçmediysen, zemini düşünmediysen bunun adı talihsizlik değil, düpedüz beceriksizliktir.

Daha da vahimi şu: Ortada bir zarar var ama sorumluluk yok. Esnafın malı zarar görmüş, insanlar mağdur olmuş, ama kimse çıkıp “Evet, bu bizim hatamız” demiyor. Çünkü hesap verme kültürü yok. Çünkü kimse sorumluluk almak istemiyor.

Bu festival Adana’nın gururu olacaksa önce ciddiyet olacak. Şovla, süsle, reklamla bu işler yürümüyor. Planlama, denetim ve en önemlisi hesap verebilirlik gerekiyor.

Şimdi herkes kendine şu soruyu sormalı: Eğer bu organizasyon başarıyla geçseydi, kim sahiplenirdi? Cevap belli. Peki şimdi neden kimse ortada yok?

Çamur sadece zeminde değil. Asıl çamur, bu sorumluluktan kaçan anlayışın üzerindedir.