O gün Ceyhan’da yağmur yağıyordu…

Ama kimse sığınacak bir çatı aramadı.

Kimse “hava kötü” deyip geri dönmedi.

Çünkü o gün mesele hava değildi.

Mesele, 300 gündür suskunluğa mahkûm edilmek istenen bir iradenin,

yağmurun altında yeniden ayağa kalkmasıydı.

Kadir Aydar…

300 gündür dört duvar arasında.

Ama herkesin dilinde aynı cümle:

“Suçsuz yere yatıyor!”

Ve bir başka ortak beklenti:

“Artık yeter… Bir an önce Ceyhan’ına, halkına kavuşmalı!”

Meydan doluydu.

Ama bu sadece bir kalabalık değildi.

Bu, beklemiş insanların öfkesiydi.

Bu, susmuş insanların biriken sözleriydi.

Bu, “artık yeter” diyen bir şehrin ayağa kalkışıydı!

Yağmur damlaları yüzlere vuruyordu ama kimse geri adım atmıyordu.

Çünkü bazı yürüyüşler vardır, ıslanmayı göze almadan yapılmaz.

O gün Ceyhan, ıslanmayı göze aldı.

Çünkü unutmayı reddetti.

300 gün…

Bir insanı unutturmak için uzun bir süre sanılabilir.

Ama Ceyhan için tam tersine…

Her geçen gün, adı daha yüksek sesle söylenen bir hafızaya dönüştü.

Ve şimdi soralım:

Eğer bir isim 300 gün sonra bile on binlerin dilindeyse…

Eğer bir şehir yağmur altında bile meydanları dolduruyorsa…

Eğer insanlar korkmadan, çekinmeden oraya geliyorsa…

Bu sadece bir destek midir?

Hayır!

Bu, açık bir iradedir.

Bu, “biz buradayız” demek değildir sadece…

Bu, “bizi yok sayamazsınız!” demektir!

O meydanda sadece slogan yoktu…

Bir vicdan vardı.

Bir beklenti vardı:

Adalet.

Bir talep vardı:

Özgürlük.

Çünkü insanlar şuna inanıyor:

Kadir Aydar’ın yeri dört duvar değil…

Onun yeri Ceyhan’dır!

Halkının yanıdır.

Sokakların içidir.

O meydanı dolduran insanların tam ortasıdır!

Bugün belki meydan boş.

Yağmur dindi.

Kalabalık dağıldı.

Ama kimse şunu unutmasın:

O gün orada toplanan insanlar, sadece bir günlüğüne gelmedi.

Onlar bir çağrı yaptı.

Net, açık ve güçlü bir çağrı:

“Kadir Aydar özgür olmalı!”

“Kadir Aydar Ceyhan’a dönmeli!”

Ceyhan o gün sadece ıslanmadı.

Ceyhan o gün ayağa kalktı!

Ve ayağa kalkan bir şehre…

hiç kimse diz çöktüremez!