Bulut tohumlama görevinin ASELSAN’a verilmesi, ilk bakışta teknolojik bir başarı hikâyesi gibi sunuluyor. Ancak mesele yalnızca yağmur üretmek değil; Türkiye’nin kuraklıkla mücadelede nasıl bir yol izleyeceği.

Yıllardır yanlış su politikaları, plansız kentleşme, kontrolsüz betonlaşma ve tarımdaki yapısal sorunlar konuşulurken, şimdi çözümün gökyüzüne müdahalede aranması dikkat çekiyor. Elbette bilimsel yöntemler değerlidir ve dünyanın birçok ülkesi benzer uygulamalar üzerinde çalışıyor. Ancak toplumun asıl beklentisi, teknoloji gösterisi değil; kalıcı, şeffaf ve sürdürülebilir çözümler.Aksi takdirde ‘’ Zeki Müren de bizi görcek mi’’ tarzı repliklerin gerçeğini sıkça duyarız.

ASELSAN’ın teknik kapasitesi tartışılmaz. Radar sistemlerinden veri analizine kadar güçlü bir mühendislik altyapısına sahip. Fakat artık kamuoyunun sorduğu soru başka: Her stratejik alan neden birkaç büyük kuruma teslim ediliyor? Savunma sanayiinin iklim yönetiminden veri teknolojilerine kadar her alanda merkez aktör haline gelmesi, devletin yönetim anlayışına dair yeni tartışmalar yaratıyor.

Bir diğer önemli mesele ise şeffaflık. Bulut tohumlama ne kadar etkili olacak? Hangi bölgelerde uygulanacak? Başarı nasıl ölçülecek? Çevresel etkileri nasıl denetlenecek? Bu sorular açık şekilde cevaplanmadıkça, toplumdaki şüpheler büyümeye devam edecek.Tıpkı yerel mecralarda kullanılan ve sonradan yasaklanan ‘’dolusavar’’ araçları ile alakalı ortaya atılan iddialar gibi.

Üstelik kuraklık yalnızca meteorolojik bir sorun değil; aynı zamanda bir yönetim meselesi. Barajlar alarm verirken, tarımda su kaybı büyürken ve şehirlerde altyapı yetersiz kalırken, yalnızca teknolojiye umut bağlamak yeterli olmayacaktır. Çünkü doğaya müdahale etmekten önce, mevcut kaynakları doğru kullanabilmek gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca yağmur yağdırmak değil. Asıl mesele, suyu doğru yönetebilen bir sistem kurabilmek.