Eskiden tehdit dediğimiz şey kapıdan girerdi. Şimdi ise cebimizde taşıyoruz. Adı konulmamış bir gerçek var: Dijital terör artık uzakta değil, tam olarak artık sınıfların içinde.
Bir öğrenci derste sessizce telefonuna bakıyor. Öğretmen bunu “dikkatsizlik” sanıyor. Ya da odasına çekilip saatlerce ekran başında vakit geçiriyor.Oysa o ekranın arkasında ne var? Nefret söylemleri, manipülatif videolar, şiddeti normalleştiren içerikler… Ve daha tehlikelisi: bunların “gerçek” gibi sunulması.
Biz hâlâ okullarda disiplin yönetmeliği konuşuyoruz. Ama kimse şu soruyu sormuyor:Çocuklarımızın zihni kim tarafından yönetiliyor? Dijital terör dediğimiz şey bomba patlatmıyor. Daha sinsice ilerliyor. Bir fikri zehirliyor, bir algıyı değiştiriyor,kültürünü,aile bağlarını yok ederek bir genci yavaş yavaş canavara dönüştürüyor. Üstelik bunu algoritmaların yardımıyla, fark edilmeden yapıyor.
En acı olan ne biliyor musunuz? Eğitim politikalarını oluşturanlar ve uygulayanlar bu değişimi izliyor ama çoğu zaman anlamıyor.Bir öğrenci içine kapanıyor.Bir diğeri öfke dolu paylaşımlar yapıyor.Bir başkası sürekli yanlış bilgi yayıyor.Biz ise hâlâ “ergenlik dönemi” deyip geçiyoruz.Hayır. Bu sadece ergenlik değil. Bu, yönlendirilmiş bir dijital gerçeklik.
Bugün bir öğrenciye “doğru bilgi nedir?” diye sorsanız, çoğu kaynağı sorgulamadan inanıyor. Çünkü ona sorgulamayı değil, ezberlemeyi öğrettik. Eleştirel düşünmeyi değil, sınav çözmeyi öğrettik.Sonra da şaşırıyoruz.
Teknolojiye yatırım yapıyoruz: akıllı tahtalar, tabletler, internet altyapısı… Ama asıl soruyu atlıyoruz:
Bu teknolojiyi doğru kullanmayı kim öğretecek?
Dijital okuryazarlık hâlâ birçok yerde “ekstra” bir konu gibi görülüyor. Oysa bu artık bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü terörün alanları değişti. Artık cepheler sınıfların içinde, hatta öğrencilerin zihninde kuruluyor.
Eğer bir öğrenci gördüğü her içeriğe inanıyorsa,Eğer bir genç dijital ortamda kolayca yönlendiriliyorsa, Eğer bir çocuk empati yerine öfke öğreniyorsa…Sorun çocukta değil.Sorun, onu bu dünyaya hazırlayamayan sistemde.
Hem ekonomik hem de siyasi arenada dünya büyükleri arasına girmeyi başaran Çin’in bile 8000 tane siber güvenlik uzmanını orduya dahil ettiği bir ortamda ülke olarak bizim de bu sessiz gibi görünen tehlike hususunda ciddi adımlar atmamız gerekiyor.Telegram ve diğer haberleşme unsurlarında yuvalanmış,gençlerin aklını ve zihnini zehirleyen organize suç çeteleri ve gruplarının teknik takibi,ortaya çıkarılması ve ivedilikle müdahele edilmesi acil bir lüzum.
Okullar da sadece bilgi veren kurumlar olmaktan çıkmak zorunda. Artık öğrenciyi koruyan, yönlendiren ve bilinçlendiren bir kalkan olmak zorunda. Aksi halde biz ders anlatırken, başka birileri o çocuklara çoktan başka şeyler öğretmiş olacak.
Ve o zaman geç olacak.