“İyilik iyi ki iyi,” dediğinde acep bunu demek için geç mi kaldım diye de aklından geçirmedi değil, geçirdi, kendini o an eksik hissetti, sonra, “Daha da geç kalmak var,” dedi, dedi de rahatça devam etti, “İyiliğe gitmek istiyorsan solcuların koluna gireceksin,” dedi, bunu da öyle bir güzel seveceklikle söyledi ki, söyleyişini kendisi de beğendi, yaşananlara bakarak solculuğundan o an da gururlandı.
“Göze gelmenin nazara gelmekten sayıldığı şu günlerde, daha çok göze gelmeli solcular, misafir olarak değil sadece, dost olarak, komşu olarak, sorundaş olarak ve birleşik dayanışma adına gelmeli,” dedi, hep göze geldi, göze gelmekten kaçmadı, pazara inanmadı, iyi olmak adına, sevmek adına geldi, geldi de dedi, “Her solcu en temiz en taze suyun çıktığı bir göz gibidir, bir pınardır.”
İşte tam da bundan, tüm şarkılar, şiirler, destanlar onun peşindeydi, işte bundandı her şiirde, romanda, filmde, şarkıda bir solcunun olması.
Bundandı solcuların sınırları, yasakları ihlal etmesi, her suları kendi kara suları yapması, bundandı illa da özgürleşme demesi.
Sevmemişti tutsaklığı, alışamamıştı mapusluğa, niyeti de yoktu zaten, her sabah özgürlüğe uyanırdı mapusta, bu sabah da o hislerle uyandı.
Balkona çıktı, ipil ipil bir güne girdi. Önüne serilmişti portakal ağaçları, asmalar yolları örtmüştü, erguvanın yaprakları sokaklara yağıyordu, serçeler balkona konup kalkıyordu, sini gibi sarı güneş yüzüne güldü, bir meltem tenini okşayıp gitti, geri geldi geri gitti, “Sabah ne doyulmaz güzelliğin var,” dedi, bildiği tüm şiirler aklından şelale gibi döküldü, yeryüzü şiire kesildi.
Uzandı solculara baktı, kendisi de aralarındaydı, hepsi çok zengindiler, çok sevgi biriktirmişlerdi, çok insan, çok mücadele, çok direniş, çok grev, çok aşk, çok güven... Hepsi birbirinden dürüsttü, birbirlerinin önüne çıkar koymadan, namusluca ektiler solculuğu sürdükleri toprağa.
“N'oluyor bana?” dedi çok aylar sonra, dedi de kendini daha iyi tanımaya, daha iyi anlamaya başladığını gördü, gördüğünde de kendini sevmeye başladı. Her geçen gün duyarlığı artıyor, duygusallığı yer değiştiriyordu; her geçen gün olan biteni çözümleyebiliyor, kaderciliği yer değiştiriyordu; her geçen gün daha mücadeleci oluyordu, sabrı yer değiştiriyordu. “Yoksa ben solcu mu oluyorum?” dedi, dediğinde de bunu çevresindekilerle hemencecik paylaştı. Yalnız değildi, bu dönüşüm süreci içerisinde çok insan biriktirmişti, zenginleşmesi de solculuğundan geliyordu.
Hep bir şeyler yapmak istedi, durmadan, vakit kaybetmeden; yaptıkça, yaptıklarını gördükçe mutlu oluyordu, büyüyordu zenginleşmesi.
“Bunlar nasıl duygulardı ki, bunlar nasıl düşüncelerdi ki beni güzelleştiriyordu, insancıllaştırıyordu,” dedi, dedi de, dediğinde
Kürk Mantolu Madonna
kitabını bıraktığı yerden devam etti okumaya. Onu güzelleştiren biraz da romanlardı, biraz da filozoflardı, biraz da solcularla tanışmasıydı, biraz da annesi babasıydı, biraz da Çukurova’ydı.
“Benim çoğulluğum sensin sabah,” dedi, dediğinde de, otuz martı, Kızıldere’yi, o katliamı anımsadı, midesi yandı, o gün yapacağı kahvehane konuşmasının metnini aldı, evden sönmeyen bir neşeyle çıktı.
Onu karşısında gören bir leoparın karşısında sandı kendini, gözleri Toroslardan getirdiği güneş sıcaklığındaydı, gövdesi ise andız ağacının sağlamlığındaydı, üstü başı çam kokuyordu.
İnsanı beklentisiz solculuğundan ötürü sevdi. Hatalarını da sevdi, severek iyileştirdi hasta yanlarını her fark ettiğinde; arkadaşlarının hatalarını da abartmadan sevdi, ötelemeden, yargılamadan, ağır cezalar kesmeden sevdi, —“Her şey insana dairdi,” biliyordu— sevdi de iyileşti.
Solculuğu biraz da soru sormasını öğrenmesinden geliyordu, “Çukurova’dan başka nerede var soruya soruyla karşılık veren,” diyor, hemencecik şunu anlatıyordu: “Annesi kızına seslenir, Anşa, kız, kör olmayasıca neredesin? Anşa da seslenir, Netçen ana netçen?”
Yalnızdı aslında bazı anlarda, seviyordu yalnızlığı, kendine sessizce çekilmeyi seviyordu, aslında yalnız değildi, kimi an aheste edaları buna yorumlanıyordu, bazen bir soruna, bazen birden fazla soruna odaklanır, onunla olur, onun çözümüne bırakırdı zihnini; bir süre sonra bunlara bir kadın eklendi, hep onu düşündü, yalnızlık hissini unuttu, o hâle geldi ki onunla olduğunda da, onunla olup dolup taşıyordu.
Ona baktıkça hiç bıkmayacak, hiç kaçmayacak hissine kapıldı, öyle de oldu, bu da onu fikirleri gibi kuvvetlendirdi, yenilmezleri yendi, yeniyor.