Siyasette en kısa unutulan şey nedir? Dün söylenen sözler.
Bilal Bilici, İYİ Parti listesinden milletvekili seçilip daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi saflarına katıldı. Bu, hukuken mümkün; siyasette örneği bol bir tercih. Ancak asıl tartışma, bu geçmişe rağmen bugün parti değiştirmeleri eleştiren bir dil kullanmasının ne kadar tutarlı olduğudur.
Siyasette parti değiştirmek başlı başına bir suç değildir. Fikir değişir, ittifaklar dağılır, yollar ayrılır. Fakat eleştiri yöneltilirken insanın kendi siyasi serüvenini de hesaba katması beklenir. Çünkü siyaset, sadece rakibi sıkıştırma alanı değil; aynı zamanda tutarlılık sınavıdır.
Eğer bir siyasetçi kendi geçişini “ilkesel” ve “zorunlu” görüp, başkasının geçişini “çıkarcı” olarak nitelendiriyorsa burada bir çifte standart tartışması doğar. Kamuoyu şunu sorar:
“Ben yapınca strateji, başkası yapınca etik sorun mu?”
Seçmen açısından mesele çok basit: Sandıkta verilen oy, sadece bir kişiye değil; aynı zamanda o kişinin temsil ettiği siyasi kimliğe verilir. Dolayısıyla parti değiştiren herkes, ister sağdan sola ister soldan sağa geçsin, bu sorumluluğu taşır. Bu sorumluluk, sonradan yapılan açıklamalarda da geçerlidir.
Eleştiri elbette yapılabilir. Ama siyasetçinin en güçlü argümanı hafızadır. Toplumun hafızası da artık eskisi kadar kısa değil. Dün hangi listeden seçildiğinizi, bugün hangi kürsüden konuştuğunuzu seçmen görüyor.
Sonuç olarak mesele şu:
Parti değiştirmek mi sorun, yoksa parti değiştirdikten sonra bunu görmezden gelerek ahkâm kesmek mi?
Siyasette en zor şey taraf değiştirmek değil; tutarlı kalabilmektir.