“Gün başlıyordu

Şiirler sevişirken

Yıldızlar sönmüyordu

Mine Bağdemci güle güle gelirken girmişti koluma

Demişti: Şiir en güvenilir mevkidir

Demişti: Öyküyle yat, şiirle kalk

Dememişti: Beni anımsa gün içinde

Anımsadı

Otuz iki taşla taşlasa da şiiri Kenan, taçlanıyordu her taşta bir öykü

Bir cumhuriyet kuruluyordu

Her taş bir devrimken.”

Şiirle başladık yazıya, sohbetle sürdürelim meclisi.

“Tabii ki cumhuriyet,” dedi insan. Dedi de tabii ki cumhuriyet mi?

Bıraksam işi ta “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” demeye kadar götürecekti. Ve eminim yine hızını kesemeyecek, cumhuriyet kalmış gibi coşkuyla ve heyecanla kutlayacaktı cumhuriyeti. Neyse ki bırakmadım. Neyse ki asker olamayacak kadar gençyaşlıydı; belki de yaşlıgençti ama hava atacak kadar kendini darı ambarında görüyordu. Kalbi vardı ne de olsa.

Bakınca, ki ben çok bakarım, bu bakışım hiç hayra yorulmazdı. Hatta gözü dışarıda, daha fenası maymun iştahlı denir, bir güzel suçlanırdım. Ben bundan haz almazken o, tarifsiz zaferini kutlardı suçlarken.

Oysa her bakışım bir süzme, bir gözlem, bir çözümleme idi.

Neyse, bakınca nenemin ablama her defasında söylediği dilek aklıma geldi:

“Kızım kızım, tuttuğun altın olsun.”

Tuttuğu hiç altın olmadı. Nenemin bir yerini tutardı. “Aha, orası,” dedikçe ovalardı ablam. O da bu anlarda söylerdi bu sözü.

“Tuttuğun insan olsun” duası hiç aklımıza gelmezdi. Altın insandan daha değerliydi çünkü.

Hep güzel kalacak sandı insan, hep ilelebet kalacak sandı cumhuriyet. Sandı da bilmedi kıymetini; elinden milim milim alınırken cumhuriyetin ve onu inşa eden insanın değerini bilmedi.

Gelin, birazcık ve hemencecik insanı altından değerli yapalım. Belki hayrını görürüz. En azından deneyelim. Yüz yıllardır dedik, dedik de biraz da böyle diyelim.

Ki belki insan insanda güzelleşir, çoğalır. Ve insan insana mutluluk, iyilik, sağlık verir. İnsan insanı taşır geleceğe, insanca yaşama...

İnsan kurar sistemleri, yönetimleri, şirketleri, aileyi; insan icat eder sevgiyi, aşkı...

Cumhuriyeti de insan kurdu.

Şimdi insanla kurulan cumhuriyet, insanla değil, fonlarla (altınla) bozuldu. Geldik geldik, yüz yıl geriye geldik; ta Osmanlı dönemine geldik. Geldik de şeriatın içine girdik, padişahlığın rejimine.

İnsan birbirini tutsa nasıl olur?

O onu, o da onu?..

Ve desek: “Tuttuğum insan oldu.”

Uzak ihtimal değil bu, ütopya hiç değil.

Denesek mi?

Ki belki Melek girmezden Melek çıkar.

Ki belki siyasetçileri sanat ve edebiyatla yıkarsak, Melek Girmez’in kaldırımlarında Teksas Tommiksler yeniden açar!