Okullarda artan saldırganlık, eğitim sistemimizin üzerinde önemle durması gereken sorunlardan biridir. Öğrenciler arasındaki fiziksel şiddet, hakaret, akran zorbalığı ve öğretmenlere yönelik saldırılar yalnızca okulun huzurunu bozmakla kalmamakta, çocukların güvenliğini ve eğitim ortamının niteliğini de tehdit etmektedir. Bu sorunla mücadelede temel soru şudur: Saldırgan davranışları yalnızca cezalandırarak önleyebilir miyiz?
Saldırganlığın nedenini anlamadan kalıcı bir çözüm üretmek mümkün değildir.
Saldırganlık, başka bir insana veya nesneye kasıtlı olarak zarar verme davranışı olarak tanımlanabilir. Ancak her olumsuz davranışın altında aynı neden yatmaz. Bazı çocuklar yaşadıkları hayal kırıklıklarını, başarısızlık korkularını veya öfkelerini kontrol edemezken bazıları şiddeti çevrelerinden öğrenir. Sürekli alay edilmek, dışlanmak, aile içindeki çatışmalar, okulda başarısızlık duygusu ve öğretmen-öğrenci ilişkilerindeki sorunlar saldırganlığı tetikleyebilir.
Psikolojik yaklaşımlar saldırganlığın kaynaklarını farklı biçimlerde açıklar. Bazıları doğuştan gelen eğilimlere, bazıları hayal kırıklıklarına, bazıları ise öğrenilmiş davranışlara dikkat çeker. Özellikle çocukların yetişkinleri ve arkadaşlarını model alarak davranış geliştirmeleri önemlidir. Evde veya okulda şiddete tanık olan, sorunların bağırma ve güç kullanma yoluyla çözüldüğünü gören çocuk, benzer davranışları benimseyebilir.
Bu nedenle eğitimcilerin görevi yalnızca kural ihlalini tespit etmek ve ceza vermek değildir. Öğretmen, saldırgan davranışın ne zaman ortaya çıktığını, hangi olayların bunu tetiklediğini ve çocuğun öfkesini kime ya da neye yönelttiğini araştırmalıdır. Örneğin evde yaşadığı sorunların öfkesini sınıf arkadaşına yönelten bir çocukla, sürekli zorbalığa uğradığı için kendisini savunmaya çalışan bir çocuğun durumu aynı biçimde değerlendirilmemelidir.
Elbette bu yaklaşım, şiddeti görmezden gelmek veya saldırgan davranışları mazur göstermek anlamına gelmez. Okulda güvenliği sağlamak, mağduru korumak ve şiddete açık sınırlar koymak zorunludur. Ancak disiplin uygulamaları, çocuğa öfkesini yönetmeyi, anlaşmazlıkları konuşarak çözmeyi ve başkalarının haklarına saygı göstermeyi de öğretmelidir.
Aile, okul yönetimi ve öğretmenler ortak sorumluluk üstlenmelidir. Çocukların kendilerini güvende hissettikleri, sorunlarını korkmadan anlatabildikleri ve farklılıklarına saygı gösterilen bir okul iklimi oluşturulmalıdır. Gerektiğinde rehberlik servisleri ve uzmanlardan destek alınmalıdır.
Unutulmamalıdır ki eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değil, insan yetiştirmektir. Saldırganlıkla mücadelede asıl başarı, cezaların ağırlığıyla değil, şiddetin nedenlerini azaltmak ve çocuklara şiddet içermeyen çözüm yollarını kazandırmakla ölçülmelidir. Güvenli bir okul, korkunun değil, karşılıklı saygının ve anlayışın egemen olduğu okuldur.