29 Ekim’de Ankara’da alınan Cumhuriyet kararı, ülkemiz kadar biz kadınlar için de önemliydi. Artık hayatın birçok alanında en az erkekler kadar yasal haklarımız olacak ve yer alacaktık. Gerek hukuk, ekonomi, siyaset, eğitim, kısacası toplumsal alanın temel taşlarını oluşturacaktık.
Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, kadınlarımızın eğitimine oldukça önem vermiş, bizler için yasal çerçeveleri hep geniş tutmuştur. Anadolu’nun mücadeleci kadınının Kurtuluş Savaşı’ndaki azminden feyz alarak erkeklerle aynı haklara eşit görmüş, kadınların her daim ön saflarda yer almasına olanak tanımıştır. Kurduğu Köy Enstitülerinden mezun olan sayısız kadın, bu ülkenin kadın neferleri olmuştur.
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Türk kadını adını tarihe altın harflerle yazdırmış.
Örneğin; Cumhuriyetin ilk kadın doktoru Safiye Ali, ilk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu, ilk kadın hâkim Suat Berk, ilk tiyatro oyuncumuz Afife Jale, ilk kadın ses sanatçımız Safiye Ayla, ilk kadın savaş pilotumuz, aynı zamanda dünyanın ilk kadın askerî pilotu Sabiha Gökçen gibi birbirinden değerli kadınlarımız başarıdan başarıya koşmuş, gelecek kuşaklara ışık tutmuşlardır.
Cumhuriyet kadını olmak öyle kolay değildi. Eğitimli, donanımlı, bilgili, kültürlü, onurlu, çalışkan, kendi ayakları üzerinde duran, başı dik kadınlar demekti…
Şimdi satır arasında soralım kendimize, bizler gerçek bir Cumhuriyet kadını mıyız?
Kaçımız aynada kendisiyle yüzleştiğinde evet diyebilir?
Kaçımız 103 yaşın onurunu omuzlarımızda taşıyoruz?
Sanırım ‘kadınlık’ adı giderek zayıflayan bir süreçteyiz. Özgürlük kavramını bile henüz kavrayamıyoruz. Özgürlük, ne cesur kıyafetler giyerek olur ne karşı cinsle yarışarak ne de başıboş gezerek olur. Bizler Cumhuriyet’ten bu yana zaten yasalar karşısında özgürüz. Eğitimde istediğimiz yere gelebiliyoruz. Bugün bakanlarımız, siyasetçilerimiz, doktorlarımız, hâkimlerimiz, savcılarımız, polislerimiz, gazetecilerimiz, hayatın her alanında fazlasıyla özgürce yer alıyoruz. Erkeklerden daha avantajlıyız çoğu durumlarda. Ancak adabıımuaşeretten eser kalmadı. Ne iş yaparsak yapalım, toplum kurallarını bilmek ve uymak gerek. Sanırım en büyük eksikliğimiz bu. Bu görevde en çok annelere düşüyor…
Sokağa çıktığımızda kıyafetinin yarısını evde unutmuş kadınlarla dolu, saygı desen yok, konuşurken küfürler havada uçuyor, fuhuş aldı başını gitti, kolay yoldan para kazanma furyasına özenen bir gençlik, konfor ve lüks meraklısı annelerin eserleri giderek eğitimsiz kadınların doğuşuna imza atıyor. Eğitimin, kültürün, gelenek göreneklerin yok olduğu bir toplum olduk. Kadınlarımız ve genç kızlarımız benmerkezci bireyler hâline geldi.
‘Dişi kuş yuva yapar’ deyimi artık yalnızca kuşlara özgü bir deyim sanırım…
Hepimiz zaman zaman hata ve yanlış yapabiliriz, ancak kim olduğumuzu unutmayalım.
Bizler özenilen bir milletken şimdi özendirilen bir millet olduk dünyada. Kendimize bu haksızlığı ve değersizliği yapmayalım. Genlerimizde o asil kanı taşıyoruz hâlâ. Bizler Türk kadınlarıyız, Cumhuriyet’in kadınlarıyız. Bizler, Nene Hatunların, Rahime Hatunların, Halime Çavuşların, Nezahat Onbaşıların torunlarıyız…
Yaşasın Cumhuriyet…