“Cenneti mi arıyorsunuz efendiler? Sevgiyi üreten insanın aklında cennet,” dedi, dedi de iyi dedi.
“Aşk, insanın boş vakitlerinde anımsayacağı erdemlilik değil,” diye devam etti.
Ve sürdürdü, başlamışken konuşmasını:
“Bir insan aşkı yaşamak istiyorsa hazır olmayı beklemez, buna zaten hazırdır o. Aşk hep hazırdır; hazır olmayan, dumura uğrattığın sensin.”
İyi ve kötünün mübadele günlerindeydik. Kötü, iyiyi göndermenin entrikası içindeydi. İyiler iyilerin yanındaydı ama kötülerin elinde iktidarın silahlı, yargı ve medya gücü vardı.
İyi ne kadar çareliyse kötü o kadar çaresizdi. İyi, her yeri cennet yapacağını biliyordu; kötü, o cenneti bozma, o toprakları ele geçirme düzenbazlığı içindeydi. İşi hiç kolay değildi.
İyi:
“Beni anımsamadığın zamanları anımsa, benimle güldüğün anları da. O günlerin hatırına bir kez fazla ara; aramalısın ki sana yazdığım taze iletilerim taze kalabilsin.
“Şimdi bir kahve yap ikimize, beni davet et. Sürahideki serin sudan da bir bardak su ver yanında; salkım parmaklarına bakarak alayım. Ha, gelirken kırk yıl hatırım ile geleceğim.
“Bu kadar cesurum işte. Bu kadar cesur musun davet etmeye? Yoksa bilirsin, ödleğin tekiyimdir. Sadece Nemrut'tan korkan değilim, abilerinden de korkarım. Bir baban bana sert bakmazdı her nedense, misafire hep açık olan kapınıza geldiğimde.
“Kalbinin sokaklarında devriyeye çıktığımı, duvarlarına kırmızıyla resimlerimizi yaptığımı, zabitlerden kaçıp kulaklarına gizlendiğimi anımsa. Hatırlarını alıp gelirsin kim bilir, geç kalmadan bize.
“Konuşurduk oradan buradan, höpürtetirken kahvelerimizi, odadaki kahvenin kavruk kokusu altında. Kadınlardan konuşurduk mesela; hani 8 Mart ya, güncel olduğu için didişmeye girmeden. Demezdik emekçi mi, yoksa Kadınlar Günü mü bugün? Bilirdik, yakılan emekçi kadınların günü olduğunu.
“Bir güzelliğin değil, insanları esprilerinle güldürmende destandı. Üzüleni değil, kara kara düşüneni değil, ağlayanı da, ölmüş gitmişi de güldürendin. Sen, sokağının delikanlılarının değil, öteki sokakların delikanlılarının da, hatta tüm mahallelilerin imrenen dilindeydin. Seni bir kerecik görmek için kavgaya tutuşurlardı. Çok şahitliğim var buna. Benim ne dayaklar yediğimi anımsa.
“Diyorum ki, serseri füzeler yerine mübadele bizi vursun; değiştirmeden yerlerimizi, ben sana, sen bana gelsen... Kötüler iyiliğe geçse...
“Boşa yazan yazmıyor, boşa diyen demiyor aşk sıhhatlidir diye.
“Duyduk ki gidecekmişsin benden. Dalga dalga yayıldı haberin, herkes bunu konuşur oldu. Nereye gideceksin, kime gideceksin, gidince gitmiş mi olacaksın? Hepimiz biliriz, sen de bilirsin; aklın bende olacak, bende kalacak hatıraların. Gitme, solarsın, kanın kurur, aklın kapanır. Gidersen çölleşirsin, bahçende bile çiçekler açmaz olur, kırılır ömrün orta yerinden, evim mezarın olur.”
Gitme, dedi durdu cümle ahali.
“Sen durmadın, gittin, gittikçe gittin, gittikçe ona gittin, ona yaklaştın gittikçe.
“Oysa istenilen bir yerde, istenilen biri olarak gidemeyecektin; gitmeyi hararetle istemeyen biri olarak.”
Bunu öğrenince Kötü baktı etrafına, kulağını verdi meydana.
Halk:
“Savaşa hayır!” diyordu.
Kadınlar:
“Jin, jiyan, azadî!”
İyi:
“İlla da sevgi!” dedi.
Kötü:
“İyiye yenilmek artık kaçınılmazdır,” dedi, dedi de pek doğru dedi.