Dünyanın gözü kulağı geçtiğimiz hafta Davos Ekonomi Forumu’ndaydı.
Türkiye’de ise gözler TCMB’nin faiz kararına çevrilmişti; 100 baz puanlık indirim konuşuluyordu.
Bu gelişmeler yaşanırken, diğer yandan yapay zekâ, elektrikli araçlar, telefonlar, savunma sanayi, sağlık ve teknoloji sektörlerinde kullanılan elementlere olan talep gümüş fiyatlarında rekorları beraberinde getirdi. Altın ve platin de bu yükselişi izledi. Altının onsu tarihte ilk kez 5000 dolara yaklaşırken, bu hızlı artışta ABD Başkanı Donald Trump’ın “çözüm yerine çatışmayı tercih eden” politikalarının etkisi yadsınamaz.
Geliri giderini karşılamakta zorlanan kesimlerin başında emekliler geliyor. Taban emekli aylığının ek zamla 20 bin TL’ye yükseltilmesi, her 4 emekliden yalnızca birini etkileyebildi. Fiyat artışları devam ediyor. Bugün petrol ürünlerine 4 zam geliyor. Yılbaşından bügüne elekrik, doğalgaz ve otoyollara zam yapıldı. Enflasyon altında ezilen ve bu nedenle kredi kartı borçlarının sadece asgari tutarını ödeyebilenlerin oranı %38,4 arttı. Bu tablo, borçların katlanarak ödenemez bir noktaya ilerlediğini gösteriyor. Borç ötelenerek kapanmaz; üretimi artırmadan, satışı güçlendirmeden de enflasyon düşmez.
Davos Zirvesi’nde en çok konuşulan başlık ise yapay zekânın çok hızlı şekilde hayatımıza girmesiydi. Veri merkezleri, yazılım mühendisliği ve otomasyon yatırımları bu hızla devam ederse, önümüzdeki 5 yıl içinde beyaz yakalıların %50’sinin yaptığı işi yapay zekâ ve robotlar üstlenebilir. Bu da ciddi bir işsizlik riski anlamına geliyor.
Tüm bunları toparladığımda, aklıma eski bir şarkının sözleri geliyor. Her ne kadar ekonomi yönetimi “gidilen yol doğru” dese de,Devleti yönetenlerin israf önlenmediği ve üretim güçlendirilmediği sürece bu sıkı para politikası tıkanmaya mahkumdur.
Bu yüzden ben bu yol için tek bir şey söylüyorum:
Çıkmaz bu yol… Çıkmaz bu yol.Çıkmaz bu yol...