Günlerden bir gündü, birbirine yabancı olmayan, birbirini aratmayan...
Çıkmalıydı evden.
Kadının yeri dört duvarlı kafes değildi.
Anlamlı hayat, yaşanılır hayat kafesin dışındaydı.
Ne olmak istediğine, nerede olmak istediğine, kimin yanında olmak istediğine, kime sırtını dayamak istediğine karar veremiyordu.
Bunu bir tek kendisi düşünmemiş, bir tek o kararsızlık yaşamamış, babası da, dedesi de, ondan öncekiler de...
Çıkarken saçını tek örgü yaptı; az önce de örgülü videosunu paylaşmıştı sosyal medyada.
En güvendiği yer evi değildi; gittiği yerler, geçtiği sokaklar, meydanlar, alışveriş merkezleri, fabrikalar, inşaatlar, ormanlar, çöller ölüm kokuyordu.
Örgü saçı bir saatin sarkacı gibi düzenli, bir sağa bir sola gidip geliyordu.
Her hareketi kışkırtıcı bir itirazdı.
Çirkin sakallıların iştahı kabarıyordu.
Burkalı kadınlar öfkeli bakıyordu:
Biri: “Kaltak,” dedi.
Biri: “Şeytan.”
Biri: “Edepsiz.”
Biri: “Günahkâr.”
Biri: “Yakılmalı, taşlanmalı” dedi.
Yıkıntı içindeydi mahalle.
Biraz önce yağmıştı bombalar.
Sessizlik vardı, ölenlerin sessizliği.
Güzelliklerin sesini aradı.
Örgü saçı kalçasına kadar uzanıyordu.
Zar vardı, atıldı. Başka zarlar da atıldı. Hileliydi zarlar.
Oynatan kazandı her atışta.
Yükselmek için yükseğe çıkmak gerekmiyor, insanı yoksul bırakman yeter, demişti işveren.
Bunu anımsayınca kalçasında hissetti örgü saçını.
Beğeniyordu saçlarını,
Kalçasını beğeniyordu.
Kadın cennette kalçalı mı, kalçasız mı olmalı, diye tartışan çirkin adamların arasından geçerken buldu kendini; bin yıllar önce de tartışılan bir konuydu bu.
Bir kesim kadın cennette kalçasız olmalı, yoksa cenneti pisletirler derken, bir kesim de kalçasız kadın erkeği şehvete getiremez diyerek cennette de kadın kalçalı olmalı diyordu.
Kimin istediği oldu henüz belli değil.
Örgülü kadın örgüsünü tutarken, kadın kalçasız olmaz dedi.
Örgüsünü bırakınca aynada kaç kez baktığı güzel kalçasını hissetti.
Kalçalı kadın cenneti cennetleştirir dedi.
Güzel düşüncelerine tebessüm ederken iki çirkin el gördü.
Kirli bir gündü.
Camilerden selalar okunmuyordu.
İmamlar ölümlere yetişemiyordu.
Canlı gözleri iyi bir yıldız gibi sönerken çirkin sakallının elinde örgüsünü gördü.
Oysa gece Tanrı’ya çok yakarmıştı, “Beni çirkin biri öldürmesin.”
Ardında bıraktığı tek ukdesi, söyleyeceklerini söylemeden gitmesiydi.