Dünya küreselleşmenin sert rüzgârını yaşıyor. Şirketler birleşiyor, devralınıyor, özelleştiriliyor ya da daha düşük maliyetli ülkelere taşınıyor. Bu dalgadan Türkiye de payını alıyor.

Ancak bizde dikkat çeken bir durum var:

Yeni ve yüksek katma değerli üretim tesisleri yeterince kurulmadan, mevcut kamu varlıkları el değiştiriyor.

TEKEL,

Türk Telekom,

SEKA,

Sümer Holding,

Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları,

OYAK Bank,

Eti Holding,

Tüpraş,

Petkim,

TEDAŞ…

Liste uzayıp gidiyor.

Elbette özelleştirme tek başına kötü değildir. Verimsiz işletmeler özel sektör disipliniyle daha etkin yönetilebilir. Ancak temel soru şudur:

Gelir getiren, stratejik öneme sahip tesisler satıldığında; uzun vadeli kamu yararı nasıl korunacaktır?

Hiçbir yatırımcı zarar edeceğini düşündüğü bir otoyolu, köprüyü ya da enerji tesisini satın almaz. Özel sektörün ilgisi varsa, gelecekte kâr beklentisi de vardır. Bu da çoğu zaman fiyat artışları, zamlar ve maliyetlerin vatandaşa yansıması anlamına gelir.

Satmak kolaydır.

Üretmek, planlamak ve uzun vadeli değer oluşturmak ise zordur.

Asıl mesele; satılanın yerine ne koyduğumuzdur.

SATIŞÇI KONUŞMALI

Pazarlama ve satış dünyasında başarının ilk şartı konuşma cesaretidir.

Topluluk önünde kendini ifade edemeyen, ürününe güven veremez.

Bir işe inanç ve şevkle başlayan kişi ile isteksiz başlayan — en iyi diplomaya sahip olsa bile — aynı yere varmaz.

Gençlere tavsiyem şudur:

Potansiyelinizi azimle geliştirin.

Pratik yapın.

Kelimelerinizi seçerek, kararlı ve net bir duruşla konuşun.

Unutmayın, yakın gelecekte robotlar da rakibimiz olacak.

Bilgiyle donanmış, iletişimi güçlü ve özgüvenli insanlar her zaman bir adım önde olacaktır.

Konuşun.

Konuşurken güven verin.

Konuşurken dost kazanın.

Ve en önemlisi;

Yaptığınız işten ve yaşadığınız hayattan mutluluk duyun.