Türkiye, Avustralya karşısında sadece üç puan değil; tempo, mücadele ve oyun üstünlüğünü de kaybetti. 2-0'lık yenilgi, skorun ötesinde ciddi soru işaretleri bıraktı.

Türkiye'nin Avustralya karşısında aldığı 2-0'lık yenilgi, sadece bir skor olarak değerlendirilmemeli. Sahadaki görüntü, sonucun çok ötesinde sorunların işaretiydi. Dünya Kupası gibi bir organizasyonda mücadele eden bir takımın, rakibi karşısında bu kadar etkisiz ve dağınık görünmesi kabul edilebilir değil.

Maçın ilk dakikalarından itibaren Avustralya'nın ne yapmak istediği belliydi. Fizik gücüne dayalı, disiplinli ve doğrudan oynayan bir takım vardı sahada. Buna karşın Türkiye'nin planı ise belirsizdi. Topa sahip olunduğu anlarda üretkenlikten uzak, topsuz oyunda ise yerleşim hatalarıyla dolu bir performans sergilendi.Avustralya,topu bize ikram etti,’’Alın oynayın,top sizde kalsın,ben nasıl olsa istediğimi alacağım’’ kararlığında ,sakin ve oyun disiplininden kopmadan oynadı.

Orta saha rakibin baskısı altında ezilirken, hücum hattı neredeyse hiç beslenemedi. Kanatlar etkisiz kaldı, merkezden yapılan girişimler sonuç vermedi. Daha da önemlisi, takım geriye düştükten sonra oyuna karakter koyabilecek bir reaksiyon gösteremedi. Büyük turnuvalarda teknik kapasite kadar zihinsel dayanıklılık da önemlidir. Avustralya’nın yüksek irtifalı savunma duvarını havadan aşmak zaten çok zordu,lakin merkezden,kısa kilit pasları da yapamadık,oyunumuz uzaktan atılan birkaç anlamsız şutun ötesine geçemedi.

Teknik heyetin tercihleri de sorgulanmayı hak ediyor. Oyunun sıkıştığı bölümlerde yapılan hamleler dengeyi değiştirmekten uzaktı. Rakip sahada baskıyı artırmak yerine, takımın temposu giderek düştü. Maç ilerledikçe Avustralya daha rahat oynayan taraf haline geldi.

Elbette tek bir mağlubiyetle felaket senaryoları yazmak doğru olmaz. Ancak bu karşılaşma, uzun süredir göz ardı edilen eksiklikleri bir kez daha ortaya çıkardı. Modern futbolda sadece yetenekli oyunculara sahip olmak yetmiyor. Organizasyon, tempo, fizik kalite ve oyun disiplini de en az bireysel beceriler kadar belirleyici.

Türkiye için asıl mesele mağlubiyetin kendisi değil; mağlubiyetin şeklidir. Çünkü sahadaki görüntü, rakibinden daha az koşan, daha az mücadele eden ve daha az üreten bir milli takım ortaya koydu. Eğer bu tablo hızla düzeltilmezse, Avustralya yenilgisi ilerleyen günlerde çok daha büyük hayal kırıklıklarının habercisi olarak hatırlanabilir.

Reklamı,abartılı övünmeleri bir kenara bırakmanın zamanı geldi.Sevinçten elbette şımaracağız yeri gelince ama henüz daha kazanılmamış maçlar öncesinde suyunu çıkarmamak lazım.Paraguay takımını çok ciddiye alıp,gerçek Türkiye milli takımını sahada göstermek artık boynumuzun borcu.Aksi takdirde tası tarağı toplayıp,Temmuz’u göremeden Türkiye’ye döneriz.