Akran zorbalığı, adeta kuduz bir virüs gibi hızla yayılıyor.

Ne yazık ki Adana’da da bu tür olaylara tanık olmaya başladık.

Çocuktan katil yaratan toplumsal olgular araştırılırken, bir yandan da mafya ve çete hesaplaşmalarını konu alan dizi ve filmler gündelik hayatımıza giriyor.

Ergen çocuklar, ekranda gördükleri mafya ve çeteyi; lüks araçlar, büyük evler, takım elbiseler, kravatlar ve emrindeki adamlardan ibaret sanıyor.

Oysa gerçek çok daha acı:

Cezaevi, kaybedilen yıllar, topluma faydasız bir birey olmak ve yarınsızlık demek.

Bu noktada, medya içeriklerinin gençler üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.

Diziler ve filmler mercek altına alınmalı; mafya ve çeteleşmeyi yücelten yapımlar gerekirse yasaklanmalı veya en azından denetlenmeli.

Ancak sorumluluk sadece medyada değil.

Ailelere de büyük görevler düşüyor.

Çocukların izlediklerini anlamlandırmalarına yardımcı olmak, doğru değerleri aktarmak ve onları şiddet eğiliminden uzak tutmak ailelerin en önemli görevi.

Unutmayalım ki, gençlerimizi korumak ve sağlıklı bireyler olarak yetişmelerini sağlamak, toplumsal bir zorunluluktur.

Bu konuya ciddiyetle yaklaşmak ve üzerine gitmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.