Beklentiler büyüktü, umutlar yüksekti ama sonuç yine hüsran oldu.

Önce asgari ücretli hayal kırıklığına uğradı. Ardından emekliler…
Bugün 19 bin lira bandında bir maaşla emekli ne yapsın?
Taş mı yesin, ağaç kökü mü kemirsin Allah aşkına?

Bu mu reva görülen hayat?
Bu mu “sosyal devlet” anlayışı?
Bu mu emekliye, asgari ücretliye layık görülen yaşam?

Gerçek şu ki, emekliler uzun yıllardır asgari ücretin bile altında maaş alıyor.

Oysa 2002 yılında bir işçi emekli aylığı, asgari ücretin yaklaşık yüzde 40 üzerindeydi. Bugün tablo tersine dönmüş durumda.

Emekli, çalışanın gerisine düşmüş; geçim mücadelesinde yalnız bırakılmış durumda.

Anlaşılan o ki emekliler gözden çıkarılmış.
Her geçen gün alım güçleri biraz daha eriyor, sofralar küçülüyor, umutlar azalıyor.

Bu tablonun mimarlarından biri de 2008 yılında yasalaşan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’dur.

Bu yasa sadece çalışanları değil, emeklileri de derinden etkiledi. Emeklilik yaşı yükseltildi, emekli olmak zorlaştırıldı.

Aylık bağlama oranları düşürüldü, maaş hesaplama sistemi değiştirildi.

Sonuç? Daha düşük emekli maaşları, daha derin eşitsizlikler…

Bugün farklı yıllarda emekli olanlar arasında uçurum var. Aynı prim, aynı emek; ama bambaşka maaşlar.

Bu adaletsizlik, emeklilerin kaderi olmamalı.

İnsanca yaşamak, insan onuruna yaraşır bir gelir talep etmek lütuf değil, haktır. Emekliler sadaka değil, hakkını istiyor.

Bunun yolu da örgütlü mücadeleden geçiyor.

Adil, kalıcı ve hakkaniyetli bir çözüm için emekliler sesini yükseltmeli.
Çünkü susarak yoksullaşıyoruz, konuşarak ve mücadele ederek var olabiliriz.