Adana’da her yağmur yağdığında aynı manzara…
Sokaklar, caddeler göle dönüyor.
Araçlar yollarda kalıyor, trafik kilitleniyor.
Hayat adeta felç oluyor.

Ama asıl felaket, evlere dolan suyla başlıyor.
O giren su, çoğu zaman yağmur suyu bile değil; kanalizasyon suyu.
Özellikle kenar mahallelerde yaşayanların evleri, işyerleri perişan oluyor.
İnsanlar her yağmurda “Bu kez evimizi basacak mı?” korkusuyla yaşıyor.

Üstelik bu tablo yeni değil.
Tam 40 yıldır Adana’da yağmur aynı kabusu yaşatıyor.

Peki, yok mu bunun bir çaresi?
Uzay çağında, teknoloji çağında bu manzaraları neden hâlâ görüyoruz?

Cevap aslında çok net: Plansız kentleşme.
İmar planları yıllardır yap-boz tahtasına çevrilmiş durumda.
Doğal su yolları yok sayılmış, altyapı nüfus artışına göre yenilenmemiş.
Sonra da birkaç saatlik yağmurda şehir teslim oluyor.

Oysa yağmur düşmanımız değil.
Yağmur berekettir.

Adana, son 50 yılın en büyük kuraklığını yaşadı.
Yağmur yağmazsa sadece Adana değil, Çukurova çiftçisi de biter.
Toprak susuz kalır, tarım çöker, bereket yok olur.

Sorun yağmurda değil; önlemsizlikte.
Yağmurun sele, su baskınına dönüşmemesi için önceden tedbir almak gerekir.
Altyapı güçlendirilmeli, yağmur suyu ve kanalizasyon hatları ayrılmalı,
şehir doğayla kavga etmeyi bırakmalıdır.

Bereket olan yağmur, başa bela olmamalı.
Adana bunu hak etmiyor.