Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de milyonlarca maaşlı, bordrolu çalışan, emeği karşılığında kazandığı ücret üzerinden vergisini öder. Devlet, topladığı vergileri doğru ve verimli kullanırsa bundan bütün ülke yararlanır. Ancak ekonomik sistemin dikkat çeken bir yönü vardır. Ücretli çalışan vergisini doğrudan öderken, sermaye sahipleri yasal düzenlemelerden yararlanarak vergi yüklerini azaltmanın çeşitli yollarını arar.
Peki, zenginlerin sırrı nedir?
Bir girişimci, zengin olmak ve büyümek amacıyla şirket kurar, sermayesini ortaya koyar ve risk alır. İşini büyüttükçe çalışan sayısını artırır. Bu yönüyle üretime, istihdama ve ülke ekonomisine katkı sağlar.
Ancak şirket sahibi ile bordrolu çalışanın vergi karşısındaki konumu büyütmek, maliyetlerini düşürmek ve sermayesini daha verimli kullanmak için farklı yöntemler geliştirir.
Hiç düşündünüz mü, bazı şirketler neden yılın son aylarında araç alır?
Bunun nedenlerinden biri, işletmenin faaliyetleriyle ilgili araç alımlarının ve amortisman uygulamalarının vergisel sonuçları olabilir.
Buradaki temel mesele, paranın yalnızca kazanılması değil, doğru yönetilerek yeniden kazanç üretmesidir.
Bordrolu çalışan daha fazla mesai yaptığında gelirini artırabilir, fakat kazancındaki artış, vergi yükünü de artırır. Yatırımcı, şirketler üzerinden oyun kurar.
Başka bir ifadeyle, çalışan çoğunlukla emeğini gelire dönüştürürken sermaye sahibi, parasını ve şirketin imkânlarını yeni kazançlar üretmek için kullanmaya çalışır.
Elbette her şirket sahibi başarılı değildir. Her yatırım kazanç getirmez, satış çok önemlidir, her girişimci de vergi avantajlarından aynı ölçüde yararlanamaz. İş kurmanın riskleri, maliyetleri ve sorumlulukları vardır. Üstelik istihdam yaratan, üretim yapan ve ihracat gerçekleştiren işletmeler ülke ekonomisi için büyük önem taşır.
Ancak asıl soru şudur: Vergi sisteminde emeğiyle geçinen insanlarla sermaye sahipleri arasındaki yük dağılımı ne kadar adildir?
Zenginliğin sırrı yalnızca çok çalışmak değil, sermayeyi yönetmek, mevzuatı bilmek, fırsatları, hibe ve teşvikleri iyi değerlendirmek ve kazancı yeniden yatırıma dönüştürebilmektir.
Ürettiğini satabilen, rekabet edebilen ve kaynaklarını verimli kullanan girişimci hedefine ulaşabilir. Bu başarı hem şirket sahibine kazanç sağlar hem de çalışanlara geçim imkânı sunar.
Fakat güçlü bir ekonomi için yalnızca şirketlerin büyümesi yeterli değildir. Vergi sisteminin adil olması, kamu kaynaklarının doğru kullanılması ve emeğin karşılığının korunması da gerekir.
Çünkü bir ülkede çalışanların ve emeklilerin refahının artması da ekonomik başarının ölçüsüdür.