Fırtına öncesi sessizlik. Tüm kalem ve kâğıt nefesini tutmuş ilham bekliyor. Filozofun tezi var olmasını düşünme yetisine bağlamak değil elbet. Neyi düşündüğü, nasıl düşündüğü çelikten bir kanat. Mutlak bilgi mutlak güçtür! Oku!

Lehim alevi gibi tiz bir soprano tonu serenat yapıp parçaladı ihtişamını yalnızlığımın. Çıplak ve sert bir renk kulesi cumartesi gecesinden beri açık alanda ılık ve hafif esintilerle yokluyor yere düşmüş gözlerimi. Felsefi terimler on beş dakikaya bir vuruyor akrebi.

Tarihin başlangıcından bu güne kadar yapılan düşünce edimleri genelde pınarını Tanrıdan almıştır. Descartes özneden yola çıkar, tözü “ben’dir” ilk olarak kendi varlığını kanıtlar: Düşünüyorum, öyleyse varım.

Galiba başım dönüyor, denge kaybı yaşıyor cümlelerim.

Koptu kopacak ahududu kollarıyla nöbetçi hıçkırıklar evrenimde. Yükünü almış bulutlar. Yağmurlarını al da git diye haykırmak istiyorum içimden. Gurbete azıksız çıkılır mı? Gerçekte uçan nereye uçarsa uçsun vuslata varır muhakkak! Kıtlıktan çıkan güneşin kim engel olabilir gerçeklerine.

Vardiyalı bağırma seanslarına toprağa düşmüş gönlünü kazanmak için iştirak ediyorum sevgili. Kendimden haberim bile yok, ne yaptığımdan, nasıl yaptığımdan haberim bile yok! Ummanında bir dalgayım sahiline vuran çiğdemlerin. Yaralarımı sararak değişmek imkânsız, aynı çiçeğin şiirine yine geri dönüyorum.

Pamuk şekeri pembesi yüzüne beni yüklemeden gidemezsin hiçbir yere, yasaklıyorum. Hem siyah eteği, simsiyah saçları ile bir çocuk bisikletinin pedallarına basarak gelen geceye atlayıp da nereye gideceksin? Gece duvardır, hiç bitmez kavgası; gece kirli elleri ve ayakları ile hüzün mabedine izinsiz giren bela!

Ufka gülümseyen bir geminin güvertesinden simit atmak da vardı martılara… Korkuyorum galiba, içinde bulunduğum kar küresi içinde bir kar tanesiyim sadece. Sokağına çıkamıyorum ezbere yaşanan tuz basılmış yaraların, ayaklarına kapanmak isterdim içinden gelerek koşan sabahların serçelerine. Bu ne içtenliktir, bu ne masumiyet!

Uzağı ve tuzağı göremeyen hantal kuşku her köşe başında, içim her şiire bahçıvan olmak zorunda. Felsefi terimlerle pek aram yok, sadece severim okumayı. Seküler cazibenin şiarında dalgalanmalı kelimeler. Bu kadar dikta nefesini keser sanatın ve edebiyatın…

Ve ansızın bütün gücüyle oturduğu koltuğu arkaya itip geceye doğru kaçtı ilham.