İlk şiir okumalarının tesiri derindir, kalıcıdır kolay unutulmaz. Neredeyse bomboş olan hafızada olmadık aksülameller meydana getirir. Bilhassa, ölçülü biçili manzum sözlerin çocukluk, gençlik belleğinde kolayca yer ettiğini bilirim.Yaşamanın, olayların az biraz farkında olduğum ve insanları şurasından burasından tanıdığım bir yaşta okuduğum şiirler, dinlediğim türküler, dilime ve zihnime kendilerine benzer sözler düşürmüşlerdir.
***
Edebiyat merakımın başladığı yaşlarımda elime aldığım ve onlarca koşmasını, deyişini, destanını neredeyse ezberlediğim Aşık Ruhsatinin şiirleri değil de, hemen ondan sonra elime geçen Abdurrahim Karakoç’un Vur Emri’ndeki şiirler belleğimi darmaduman etmişti. Sebebi neydi ? Karakoç’un dili sade ama sarsıcı cümleleri mi ?
Halkın içinden biri gibi , doğrudan filtresiz bir ses gibi olması mı ? bilinmez !!
Şiirlerinde hem vatanın ağırlığı hem aşkın sızısı hem de insanın kendi vicdanıyla mücadelesi var. “Vur!” diyor Karakoç, ama o emir sadece düşmana değil, insana, nefse, suskunluğa da verilmiş bir emir sanki. Şiirlerde bir çağrı hissediliyor uyandıran, silkeleyen, harekete geçiren bir çağrı. Karakoç’un mısralarında öfke de var, sevgi de inanç da; hepsi iç içe geçmiş, bir yandan ağlatan bir yandan gururlandıran dizelerle dolu.
**
Şimdi düşünüyorum da o günlerin deli rüzgarıydı, hem toplumdaki etkisi hem ruhumdaki . Hemen ezberlediğim ‘’Hakim Bey’’,’’Hasan’a mektuplar ‘’vb şiirleri unutulmazdı .
**
Okundukça temize çekilmiş o gençlik duygulanmaları, günlerce hafızaya yer edinen gömülü kafiyeler. Keşke son zamanın tüm yazar ve şairleri Abdurrahim Karakoç gibi içten, samimi, halktan ve duygu yüklü olsa. Vur Emri’ndeki bir güzel dizeleri de
Aşktan yana söz duyunca,
Ben hep seni düşünürüm.
Uçsuz hayâller boyunca,
Ben hep seni düşünürüm.