"Vali konağının oradaki durakta bekliyorum.

Malûm, akşam belli bir saatten sonra belediye otobüsü olmayınca insanlar ‘benim gibi’ dolmuşa binmek zorunda kalıyor.

Kazandığı seçimin sarhoşluğundan ayıksaydı bu ulaşım sorununu Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’a anlatmak isterdim, diye düşünüyorum ama neyse!

Tam o sırada üzerinde ‘Topel’ yazılı bir dolmuş gelip önümde duruyor.

‘Duruyor’ diyorum çünkü Adana gibi ‘büyük bir kentte’ bineceğim başka bir vasıta yok!

Zaten özel halk otobüslerine binmiyorum. Sıcak havada kapıları açık gidiyor adamlar. Olur ya, açık kapıdan düşerim, sonra ölürüm, şoförünü de serbest bırakırlar diye, doğrusu korkuyorum.

Bir Cuma günü namaz çıkışı cami kapısında bu sorunu Vali Yavuz Selim Köşger’e anlatmak isterdim, diye düşünüyorum ama neyse!

Dolmuşa biniyorum. İçi; taverna gibi tamamen mora yakın lila ışıklı. Dolmuşun sahibi, insana keyif veren güzel bir tasarım yaptırmış, radyoda da inceden hafif müzik çalıyor.

Geçip arka dörtlüye oturuyorum. Yanımda Amerikan tıraşlı genç, elini omzuna attığı burnu hızmalı kıza üniversite anılarını anlatıyor, anlatırken de çaktırmadan dekoltenin çatalına bakıyor.

Bir ara kızın cep telefonu çalıyor.

“Anne spor merkezine gidiyorum. Eve biraz geç gelebilirim. Hadi tatlım görüşürüz” diyor.

Oğlan hınzırca bir gülümsemeyle; “İyi ki Şapel’e gittiğimizi söylemedin” diyerek, kızı tuttuğu omzundan kendine doğru çekip yanağına öpücük konduruyor.

İki üç durak sonra dolmuşta yolcu sayısı artıyor derken ince, uzun boylu, dolmuşun içindeki mor renkten üstündeki tişörtün ne renk olduğunu net göremediğim, tıraş zamanı gelmiş orta yaşlı bir adam biniyor.

Cebinden çıkardığı bozuk paraları şoföre yavaşça uzatıyor.

Avucunu açıp, “Bu kadarım var evlat, beni gideceğim yere götürür müsün?” diyor.

O sıcak havada dolmuş buz kesiyor.

Dolmuşun içindeki mor renkten, yüzlerdeki mor renkler seçilemiyor…

Genç şoför şaşkınlığından dolmuşun hızını azaltıp sağa doğru yanaşıyor ve başını arkaya çevirip, “Geç otur dayım, geç otur, lafı mı olur… Paranı da koy cebine” diye centilmenlik yapıyor.

Bir de, “Şu ülkeyi getirdikleri hale bak, adamın cebinde dolmuşa verecek 20 lirası yok” der gibi başını sağa sola çevirip, yoluna devam ediyor.

Bir iki kişinin elini cebine attığını görüyorum, hatta iki koltuk önümdeki kadın cüzdanını arar gibi çantasını karıştırıyor. Sanki o yolcunun dolmuş ücretini ödeyecekmiş gibi bir hareket çekiyorlar ama centilmen şoförün “Adanalıya yakışır” sözünü duyunca vazgeçiyorlar.

O orta yaşlı adam, Duygu Kafe’ye varmadan üç durak önce sol eliyle asker selamı yaparak, sessizce iniyor içi mora yakın lila ışıklı Topel dolmuşundan.

El Emeği Göz Nuru Eserler Bu Sergide El Emeği Göz Nuru Eserler Bu Sergide

İki durak sonra da ben iniyorum, utanarak adamlığımdan!"

Kaynak: HABER MERKEZİ