Festivalin altıncı gününde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında Nuri Cihan Özdoğan’ın “Ölü Köpekler Isırmaz” ve Miraç Atabey’in “Moda Evlilik” filmleri jüri ve seyirci karşısına çıkacak. Programda ayrıca Türk sinemasının önemli yapımlarından “Hiçbiryerde” filminin 25. yıl özel gösterimi ve söyleşisi gerçekleştirilecek.
Esas 01 Burda AVM CinemaPink salonlarında devam eden festival kapsamında Çukurova Altın Koza Akademi etkinlikleri de dikkat çekiyor. Bugün Prof. Dr. Fülürya Yusufoğlu Bilgin ve Dr. Osman Gazi Güçlütürk’ün katılımıyla “Yapay Zeka Çağında Fikri Sınai Mülkiyet Hakları” paneli, ardından Vikki Bardot ve Alkan Avcıoğlu’nun katılımıyla “Yapay Zekâ ve Sinemanın Geleceği” paneli düzenlenecek.
“Hiçbiryerde”nin 25. yılına özel söyleşide ise Tayfun Pirselimoğlu, Zuhal Olcay, Natali Yeres ve Zeynep Atakan, Zeynep Ünal moderatörlüğünde izleyicilerle buluşacak.
“Canavar” dünya prömiyerini yaptı
Festivalin bir önceki gününde yönetmen Tunç Şahin’in “Canavar” filmi, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında dünya prömiyerini gerçekleştirdi. Gösterimin ardından düzenlenen söyleşiye Tunç Şahin’in yanı sıra oyuncular Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin ve Hakan Emre Ünal, kurgucu Doruk Kaya ile yapım ekibinden Ersan Çongar ve Cihan Aslı Filiz katıldı.
Tiyatro metninden sinema filmine dönüşen yapımın ortaya çıkış sürecini anlatan yönetmen Tunç Şahin, “Sinemacı olmamdan kaynaklı tiyatro oyununda 'Bu film gibi olmuş' yorumları alıyordum. Sinemanın sunduğu imkânlarla İtalyan sahne düzeninde göremediğim detayları, oyuncuların gözlerindeki coşkuyu göstermek istedim. Hikâyenin nereden başlayacağını kavrayamadığım yapıları seviyorum; burada müsebbipleri öleli 30 yıl olmuş bir suçun, suçlayacak kimsesi kalmamış 3 kurbanının bir masa etrafında birbirini suçlaması imgesi vardı. Sadece cinsel istismarı değil; ekonomik, sınıfsal ve sistemsel olarak kız çocuklarından beklenenler üzerinden kurumsallaşmış bir baskı kültürünü anlattık” dedi.
Filmdeki “Kapama” yemeği metaforuna da değinen Şahin, aile içinde bastırılan travmaların zamanla yeniden ortaya çıktığını aktardı.
Filmin başrol oyuncularından Tülin Özen ise “Tanıdığım bütün dertli kadınlar zaten güçlü; böyle bir dünyada güçlü olmak zorunda kalan kadınlar bana çok tanıdık geliyor. Bizim için 'anlatmak mı, anlatmamak mı' sorusu kritikti; çocukken büyük bir şey yaşamış bir insanın hayatla baş etme yolunun ‘anlatmamak’ olabileceğine saygı duymak gerekiyordu” ifadelerini kullandı.
Oyuncu Gülçin Kültür Şahin de “Kamera önüne her geçtiğimde onunla yeniden bağ kurmaya çalışıyorum. Her tiyatro gecesi zaten farklı bir hisle çıkıyoruz ama her detayını bildiğimiz bir oyunu kamera ile yeniden bağ kurarak oynamak zor ama bir o kadar da özel bir deneyimdi” değerlendirmesinde bulundu.
“Varlık”ta insan ahlakı ve miras hırsı ele alındı
Festivalin bir diğer yarışma filmi “Varlık” da önceki gün izleyiciyle buluştu. Muzaffer Mehmet Çağlar’ın yönettiği filmin gösteriminin ardından yönetmen, oyuncular ve yapım ekibinin katılımıyla söyleşi gerçekleştirildi.
Filmin hikâyesini oluştururken Tolstoy’un “İvan İlyiç’in Ölümü” eserindeki ana temalardan esinlendiğini belirten Muzaffer Mehmet Çağlar, “Gidenin bir ölümü var ama aslında kimsenin umurunda değil. Herkes oradan ne kazanabileceğine, payına ne düşeceğine bakıyor. Biri öldüğü zaman 'ölen ben değilim nasıl olsa' duygusuyla hareket ediliyor. Maddiyatın tutarı ne olursa olsun insanların peşine düştüğü bu süreçte, toplumumuzda iyice yok olan insan ahlakını ve etik değerleri göstermek istedik” dedi.
Erzurum ve İstanbul’da 16 günde çekilen filmin yapım ekibi ise bütçe kısıtlarına rağmen kolektif dayanışmayla nitelikli bir yapım ortaya çıkardıklarını vurguladı.
“Drakula İstanbul’da” için restorasyon paneli
Çukurova Altın Koza Akademi kapsamında düzenlenen “Pelikülden Dijitale Film Restorasyonu - Drakula İstanbul’da” paneli de sinema profesyonelleri ve genç sinemacıların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi.
Gazeteci ve sinema yazarı Şenay Aydemir’in moderatörlüğündeki panele restorasyon uzmanları Ahmet Hızarcı ve Caner Çevikkaya katıldı.
Panelin açılışında Türkiye sinema tarihindeki önemli filmlerin önemli bir bölümünün korunamadığına, kopyaların kaybolduğuna ve sinema hafızasına yeterince sahip çıkılamadığına dikkat çeken Aydemir, restorasyon çalışmalarının geçmişi bugüne taşıma açısından önemini vurguladı.
Restorasyonun filmleri yalnızca yenilemek anlamına gelmediğini belirten Ahmet Hızarcı, “Türkiye’de en büyük problem filmin en doğru kopyasına ulaşmak ve hukuki/telif meselelerini çözmektir. Sahiplik davaları çözülemediği için 30 yıldır 'Ağır Roman'ı, 10 yıldır 'Otobüs'ü restore edemiyoruz. Sinema tarihimizde 35 mm negatifler iyi saklanmamış, kopyalar çöplüklerde yakılmış, filmler parçalanmış. Ülkemizde kurumsal ve sürdürülebilir bir devlet arşivi politikasının olmaması büyük bir eksiklik” dedi.
Caner Çevikkaya ise yapay zekânın restorasyonda dokuyu bozduğu için doğru bir araç olmadığını belirterek, “Filmleri kare kare tarayıp tozlardan, çizgilerden (scratch) ve sarsıntılardan arındırıyoruz. Amacımız görüntüyü pürüzsüz yapmak değil; izleyicinin o dönem perdede gördüğü doğal yapıyı korumaktır” dedi.
Edebiyat ve sinema buluştu
Festivalin Akademi programındaki “Edebiyat ve Sinema Arasında Hikâye Anlatıcılığı” panelinde ise edebiyat ve sinemanın hikâye anlatma biçimleri ele alındı.
Özgür Mumcu’nun moderatörlüğünde düzenlenen panele yazar ve senarist Ayfer Tunç, yönetmen Tufan Taştan ve oyuncu Şenay Gürler katıldı.
Roman ve senaryo yazarlığı arasındaki farklara değinen Ayfer Tunç, “Roman bir dil sanatıdır, kelimelerle kurulur. Senaryo ise yönetmene kılavuzluk eden bir hazırlık metnidir, orada kelimenin tek başına edebi bir değeri yoktur. Senaryoda edebiyat yapmaya kalkışmak en büyük hatadır. Bir romanı sinemaya uyarlarken esere sadık kalmaya çalışmak yaratıcılığı öldürür; başarılı bir uyarlama orijinal metne ihanet etmeden bambaşka bir sanat eseri olarak yeniden doğmalıdır” dedi.
Tufan Taştan, “Senaryoyu çekerken sette ikinci kez yazarsınız, kurgu masasında ise kurduğunuz dünyayı bozup yeniden inşa ederek üçüncü kez yazarsınız. Kötü senaryodan iyi film çıkmaz ama iyi senaryodan kötü film yapılabilir” şeklinde konuştu.
Şenay Gürler ise “Roman okurken karakterin peşine takılır, 'Oynasam nasıl olurdu?' diye düşünürüm. Ancak sinema yönetmenin sanatıdır; sete girdiğinizde yönetmene tamamen teslim olmanız ve onun dünyasına hizmet etmeniz gerekir” ifadelerini kullandı.
Festivalde yarın Ferzan Özpetek heyecanı
- Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yarın usta yönetmen Ferzan Özpetek’in Masterclass etkinliği gerçekleştirilecek. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması kapsamında “Patates Kızartması” ve “Beklenti” filmleri de dünya prömiyerleriyle izleyici karşısına çıkacak.
Ferzan Özpetek Masterclass etkinliği saat 12.00’de Salon 2’de düzenlenecek. Festival programında ayrıca Güney Kore animasyon seçkileri, öğrenci kısa film yarışmaları, Dünya Sineması seçkileri ve Çukurova Altın Koza Akademi panelleri yer alacak.
- Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, 26 Eylül-4 Ekim 2026 tarihleri arasında sinemaseverleri Adana’da ağırlamaya devam ediyor.





