SAHADAYIZ

Çukurova İlçe Örgütü olarak sürekli sahada ve halkla diyalog halinde olduklarını belirten Özsoy, pazar yerlerinde ve sokakta yurttaşlarla bir araya geldiklerini, sivil toplum örgütleriyle görüştüklerini, esnaf ziyaretlerinin yanı sıra kafelerde gençlerle iletişimi sürekli hale getirdiklerini ifade etti.

ÖRGÜTÜMÜZ HAZIR

Olası bir seçime yönelik ilçe örgüt yönetimi, kadın kolları, gençlik kolları, mahalle temsilcileri ve sandık sorumlularıyla birlikte hazır olduklarını kaydeden Özsoy, hem Çukurova’nın hem de Adana’nın sorunlarını bildiklerini söyledi. Emeklilerin, gençlerin, esnafın, işsizlerin ve ücretli çalışanların yaşadığı sorunların farkında olduklarını dile getiren Özsoy, çözüm noktasında artık bir değişim beklentisinin oluştuğunu belirtti.

Türkiye genelinde olduğu gibi Çukurova’da da bu değişim isteğinin hissedildiğini ifade eden Özsoy, “Çukurova olarak, Adana olarak, ülke olarak, toplum olarak siyasal bir değişime hep beraber hazırlanıyoruz” dedi.

Özsoy Yarın Seçim Olacakmış Gibi Hazırız 2

EN ÇOK ETKİLENEN ŞEHİRLERDEN BİRİ ADANA

Ayhan Barut’tan TMO’ya Sert Çağrı: “Buğdayın Fiyatı En Az 25 Lira Olmalı”
Ayhan Barut’tan TMO’ya Sert Çağrı: “Buğdayın Fiyatı En Az 25 Lira Olmalı”
İçeriği Görüntüle

Çukurova Metropol Yazarı Murat Yıldız’a konuşan Başkan Ümit Arif Özsoy, Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü Davası kapsamında Adana’nın en çok etkilenen şehirlerden biri olduğunu söyledi.

Özsoy Yarın Seçim Olacakmış Gibi Hazırız 3

GÖREVE İADELERİ GEREKİYOR

Görevden uzaklaştırılan Zeydan Karalar, Oya Tekin ve Kadir Aydar olmak üzere üç belediye başkanının bu süreçten fazlasıyla etkilendiğini belirten Özsoy, “Üç belediye başkanımız da tutuksuz yargılanması gereken iddialar nedeniyle tutuklu yargılandı ve görevlerinden alındı. Uzun tutukluluk süresinin ardından Zeydan Karalar ve Kadir Aydar hakkında tutuksuz yargılama kararı verilmesine rağmen görevlerine iade edilmediler. Oysa görevlerine iadelerinin önünde hiçbir engel bulunmamaktadır” diye konuştu.

OYA TEKİN HAKSIZ YERE TUTUKLU

Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in tutukluluğunun da haksız şekilde devam ettiğini öne süren Özsoy, “Başkanların gerek tutuklanmaları gerekse görevlerine iade edilmemesi hukuksal dayanaktan yoksun olup siyasi bir operasyonun parçasıdır” dedi.

ALİ DEMİRÇALI ÖRNEĞİ...

Son olarak Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı’nın da görevi sırasında işlemediği bir suç iddiası nedeniyle yasaya aykırı şekilde görevden uzaklaştırıldığını savunan Özsoy, “Tüm bu yaşananlar, Türkiye’de yargının siyasi mücadele aracı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki yargı hiç olmadığı kadar siyasallaştırılmıştır” ifadelerini kullandı.

ADANA, İŞSİZLİK, YOKSULLUK VE GELİR ADALETSİZLİĞİNİN KENTİ...

CHP Çukurova İlçe Başkanı Ümit Arif Özsoy, varlık barışı, Adana’nın yoksulluğu, iktidarın algı yönetmesi gibi birçok başlıkta açıklamalarda bulundu.

Bir dönemin beyaz altın diyarı olan Adana’nın artık yoksulluk ve işsizlikle anıldığının altını çizen Özsoy, şu ifadelere yer verdi:

“Bir zamanlar beyaz altın pamuğun başkenti, bereketli Çukurova’nın kalbi, üretimin ve emeğin simgesi olan Adana; bugün ne yazık ki işsizlik, yoksulluk ve gelir adaletsizliğiyle anılır hale getirildi.Tarımın, sanayinin ve üretimin öncüsü olan bu kent; yanlış ekonomi politikaları, plansız yönetim anlayışı ve üreticiyi yalnız bırakan iktidar tercihleri nedeniyle her geçen gün daha fazla güç kaybetti. Çiftçi üretemiyor, sanayici ayakta kalmakta zorlanıyor, gençler iş bulamadığı için başka şehirlere gitmek zorunda kalıyor. Bir yanda alın teriyle geçinmeye çalışan milyonlar, diğer yanda büyüyen gelir adaletsizliği… Adana yıllardır ne yazık ki siyasal iktidardan, merkezi hükümetten yatırım alamıyor; aksine daha önce yapılmış yatırımlar başka illere kaydırılıyor. Mahalleler arasında sosyal duvarlar olan, eğitimli kitlelerini dışarıya göç veren, işsizliğin ise çok yükseldiği bir kent halindeyiz.”

Ekonomik darboğazda olan vatandaşların adeta yaşam savaşı verirken diğer yanda mutlu bir iktidar azınlığının refah içerisinde yaşadığını öne süren Özsoy, toplumun birçok kesiminin de geleceğe yönelik umutlarını korumak istediğini ifade ederek, “Bir yandan ekonomik darboğazda olan vatandaşlarımız tarafından adeta yaşam savaşı verilirken diğer yanda mutlu bir iktidar azınlığı refah içerisinde yaşıyor. Böylesine kaynakları olan, 100 yıllık bir anayasal tarihi olan, demokrasi tarihi olan, doğal zenginlikleri bulunan bir ülkenin çok daha iyi yaşam koşullarına sahip olması gerekiyor. Bunu da ancak mevcut siyasal anlayışı değiştirerek yapabiliriz. Birlikte, yan yana, dayanışarak seçim günü geldiğinde sandıkta sözümüzü söyleyerek, oylarımıza sahip çıkarak başaracağız. İnsan varsa umut da vardır. Mücadele de vardır. Geleceğe, iyiye, güzele yönelik umutları koruyacağız” dedi.

Belli bir kesimde “Nasıl olsa bir şey değişmez” diye bir algı olduğuna ilişkin bir soruyu yanıtlayan Özsoy, şunları kaydetti:

“CHP, siyasi tarihimizin en uzun süren kampanyasını yürütüyor. CHP, her meydanı doldurabildiğini, Türkiye'nin her bölgesinde sözü olduğunu gösterdi. Partimiz; tüm bürokrasiyi etkisi altına almış, yargıyı hiç olmadığı kadar siyasallaştırmış, basın özgürlüğünü neredeyse tamamen yok etmiş bir siyasal iktidara karşı demokratik bir mücadele sürdürüyor. Bu demokratik mücadele kolay olmayacak. Zorlu geçecek, bunun farkındayız ama nihayetinde milletin desteği sürdüğü sürece, milletin değişim talebi devam ettiği sürece bunun karşısında hiçbir engel çıkamaz.”

BU BİR ÇARESİZLİKTİR

TBMM Genel Kurulu’na 18 yılda 8’inci kez gelecek olan “varlık barışı” düzenlemesiyle ilgili olarak da konuşan Avukat Özsoy, şu ifadelere yer verdi:

“TBMM Genel Kurulu’na Mayıs 2026 itibarıyla 8. kez gelmesi beklenen varlık barışı düzenlemesi, suç gelirlerinin aklanması ve vergi adaleti konularında ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor. Düzenleme, yurt dışındaki varlıkların (döviz, altın, menkul kıymet) 31 Temmuz 2027 tarihine kadar bildirilerek Türkiye’ye getirilmesini öngörüyor. Asgari ücretli bile gelir vergisi öderken iktidar, bu yasalarla milyarlarca dolarlık servet sahiplerine kazancın kaynağını sormama, vergi talep etmeme, inceleme-soruşturma açmama taahhüdünde bulunuyor. AKP’nin varlık barışına sarılmasının nedeni çaresizlik. AKP, ekonomide kalıcı istikrar sağlamak için yapılması gereken reformların kendi iktidar düzenini bitireceğini biliyor. Bu nedenle hukuk devletiyle güven yaratmak yerine vergi barışıyla günü kurtarmaya, üretimle döviz kazanmak yerine kaynağı belirsiz parayla seçim ekonomisi çevirmeye çalışıyor.”

Kadın cinayetlerinin, çocuk ve kadın istismarı ile şiddetin neden önüne geçilememesiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Özsoy, “Çünkü adalet zayıflatıldı, koruyucu sosyal politikalar geri plana itildi ve cezasızlık algısı büyütüldü. Şiddeti önlemesi gereken mekanizmalar etkisiz hale getirildi; kadınların, çocukların ve toplumun güvenliği siyasi tercihlere kurban edildi. Özellikle son yıllarda artan ekonomik kriz, toplumsal kutuplaşma, hukukun üstünlüğünün aşınması ve İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gibi adımlar, kadınları ve çocukları daha savunmasız bırakmıştır” dedi.

Kadına yönelik şiddetin bir aile içi mesele olmadığını vurgulayan Özsoy, “Bu açık bir insan hakları ihlalidir. Çocuk istismarı ise yalnızca bireysel bir suç değil, toplumsal vicdanı yaralayan ağır bir suçtur. Bu karanlığı dağıtmanın yolu; etkin hukuk, caydırıcı cezalar, bağımsız yargı, güçlü sosyal destek mekanizmaları ve laik, bilimsel eğitimden geçmektedir. Her şeyden önce toplumdaki hukuk güvenliği ve adalet duygusunu yeniden tesis etmek gerekiyor” diye konuştu.

CASUSLUK DAVALARI

Casusluk suçlamasıyla gerçekleşen davaları da değerlendiren CHP’li Özsoy, şöyle devam etti:

“Casusluk davaları ve iddiaları, siyasi operasyon davalarında çok kullanışlı bir itham türü olarak ortaya çıktı. Bunu geçmişte Ergenekon davalarında da görmüştük. Günümüzde yine Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na ve partimize yönelik kimi siyasal operasyonlarda da görüyoruz. Casusluk davaları ve iddiaları, tüm dünyada otoriter iktidarlar için muhaliflerine karşı kullanışlı bir aparat olarak ortaya çıkmış ve kullanılmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren, bu ülkeyi kuran, mandacılara ve himaye yanlılarına karşı mücadele veren, ulusal bağımsızlığı şiar edinmiş bir siyasi gelenekten gelen CHP’nin casusluk kavramı ile yan yana gelmesi zaten düşünülemez.”

Kaynak: Haber Merkezi