Biz sorduk, yazarımız yanıtladı; ortaya okunmaya değ-er ve keyifli bir röportaj çıktı.

Sohbete nereden başlayalım? Hep başlarken zorlanırım. Hele bu bir yazarsa, hele bu bir Çukurovalı yazarsa... Gazetedeki "Yaşarken" yazı dizisinden başlayalım mı? Yazı diziniz gayet iyi gidiyor. Ben de bir sonraki yazınızı bekliyorum; Acaba kimi, nasıl yazacak diyorum. Sizi bu yazılara çeken nedir?

* Gidenleri yazıyordum; yani yitirdiğimiz güzel insanları. Onları anlatmak benim insani sorumluluğumdur. Sonra dedim ki, neden yaşayanlarımızı yazmıyorum? Bu insanlar dünyanın en güzel insanları, en temiz insanları. Hepsi öznesine insanın insanlaşmasını almış, bunun için bedeller ödemiş, hayatlarını, gençliklerini yaşamamış. Bunları neden onore etmiyorum? "Yaşarken onore edilmeli." kaygusundan yola çıktım.

Ama hep güzelliklerinden söz ediyorsunuz. Hiç mi hata yapmadılar?
* Ooo, sayısız hataları var. Ama bu hataları her yaşayan eylemci yapar. Hata yapmak kaçınılmazdır. Ayrıca her doğruda sayısız hata vardır. Lakin bu hatalar yüz kızartıcı değil; bu iyi biline. Bu insanların yazmakla bitiremeyeceğim güzellikleri var. Solda olmaları başlı başına güzellik. Ayrıca sadece hatalarla yol yürünmüyor. İnsanı umutla yürüten, miras bıraktıkları güzelliklerdir. Yani "ama" ile devam eden tümceleri "Karşı değilim ama..." —çok sevemedim.

Çukurova'daki sanat ve edebiyat ortamına ne diyorsunuz?
* Çukurova, edebiyatın ve sanatın başkenti; hâlâ da öyle. Okuma oranının en yüksek olduğu bölgemiz. Bu yetmez ama. Bunu yetmez hâle getirecek olan, başta sanat ve edebiyatçılarımızdır. Okuma oranını yükseltecek eylemliliklere daha çok yönelmeliler ve yeni sanatçıların kapısını açmalılar. Karanlık, sanat ve edebiyatla dağılır. Yerel yönetimlerden ve iktidardan medet ummadan bu yapılmalı. Ürettiklerimizin peşinde olmalıyız.

Bir yerde şöyle demiştiniz: Sanatçı, edebiyatçı politik olmalı.
* Evet! Politik olmayan sanatçı, içi ölmüş insana benzer; mikrop saçar, insanı hasta eder. Edebiyatçı bilmeli ki hayatı politikacılar belirliyor, yaşamı politikacılar organize ediyor. Mesela sansürü politikacılar getiriyor, düşünceyi suç sayan yine politikacılar. Bilimi ve eğitimi yok eden yine siyasiler. Şimdi bir sanatçı bununla mücadele etmezse hayal gücü nereye kadar genişler?

Siz politik bir yazar mısınız?
* Tabii ki! Yaşam alanlarını başka nasıl genişletebilirim ki? Dar alanda paslaş dur; bu hiç çekilmez, bu insanı bitirir. Bu nedenle diyorum, her sanatçı politik olmalı; anti-emperyalist, anti-faşist, anti-oligarşik mücadele içinde olmalı. Yoksa ürettiklerinin geçer bir değeri olmaz.

Konu siyasete gelmişken, CHP'nin bu hâline ne diyorsunuz?
* Utanç verici. İktidarın demokrasi cephesini dağıtmak için yaptığı bir hamle. Kayyım atasaydı bunda başarılı olamazdı. CHP içinden çürükleri, anti-demokratları bularak "butlan" adı altında girişime geçti. İktidar bu hamlesinde başarılı olmuş gibi görünebilir ama değil, başarılı değil. Mesela "Hain Kemal" sloganını hiç beklemiyordu belki. "İktidar, iktidar!" diye slogan atan ve yürüdükçe safların büyümesini beklemiyordu. İktidar, FETÖ aparatı olan Kemal Kılıçdaroğlu ile böyle bir yolculuğa çıkmanın hatasını ağır ödeyecek. "Keşke KKile yola çıkmasaydım." diyecek.
Adana'daki butlancılara ne diyeceksiniz?
* Kitle partilerinde, sosyal demokrat partilerde butlancı bulmak zor değil. Ama burada insani duruş, omurgalı duruş önemli. Her insan bu dürüstlüğü gösteremiyor ne yazık ki. Yani Adana'dan da döndüler çıkıyor; bu da beni üzüyor. Yaşar Kemal'in, Orhan Kemal'in, Yılmaz Güney'in kentinden bu tür döndüler çıkmamalıydı. İşte bundan dolayı bugün yaşayan sanatçılarımıza sorumluluk düşüyor. İki dize yazıp, iki öykü karalayıp, iki filmde boy gösterip sefa süremezler; buna hakları yok. Bunların halkta da yeri yok. Görevimiz güzel insan yaratmak olmalı. Butlancı kişiler üzerinde durmak, isimler üzerinden yürümek istemiyorum. Çıkarı için, aday gösterilmediği için milliyetçi, gerici partiye gitmek affedilemez; bu edepsizliktir. Parti içi mücadele denen şey var. Partin kaybetsin diye gerici, faşist bir partiye gitmek ne demek? Sonra "cik", ben geldim demek ne demek ? Bu, insan olamamanın net fotoğrafı. Bu tür insanlara her yerde "döndü" demek insanlık görevidir; iktidarın aparatı olanlara "hain" demek insani görevdir.
Kılıçdaroğlu'ndan söz ederken neden KK diyorsunuz?
* Bay Kemal diyemem; Erdoğan'la aynı üslupta buluşamam. Kemal Bey de diyemem; çünkü Erdoğan onu butlan olarak atayınca "Kemal Bey" demeye başladı. Kemal de diyemem; Mustafa Kemal varken hiç diyemem Kemal. Aslında hiçbir hitap şeklini hak etmiyor ama mecburen bir biçimde hitap etmem gerekiyor. Ben de KK'yı uygun buldum.
Peki, Kılıçdaroğlu'ndan muhalefet çıkar mı?
* 13 yıllık döneminde muhalefet çıkmadı ki. Salon muhalefeti yaptı, toplumsal muhalefetin önünde baraj oldu. Biliyoruz, FETÖ kumpasıyla, bir kasetle, CHP'nin başına geldiğini. Şimdi CHP'yi bitirince yine hafifçe muhalefet yapacak elbet ama bu ciddi bir muhalefet olmayacak. Çünkü bu kez de CHP'ye Erdoğan'ın mahkemesiyle geldi. Hâliyle yapacağı her muhalefet, Erdoğan'ı iktidarda tutmak olacaktır. FETÖ'nün ona verdiği tarihsel rol bu; bu rolü tamamlamadan göndermezler.
Sanata, edebiyata dönelim mi? Türkiye sanatta, edebiyatta nereye gidiyor?
* İyi sözler edemeyeceğim. Kötü giden onca şey arasında, okuma oranının pek düştüğü, bilimden uzaklaşılan bir ülkede bilim insanı da yetişmez, güzel insan da yetişmez, edebiyatçı da yetişmez. Tüm bu karamsarlığa rağmen iyi şeyler olacak, yeni yol açılacak. Bunu da bilim insanları ve sanatçılar yapacaktır, buna inanıyorum. Bu yüzden kapitalizme dayalı iktidarlar sanatı ve edebiyatı kontrolleri altına almak için çabalıyor.
Çukurova'daki sanat ortamından umutlu musunuz?
* Uzun yıllardır bereketli topraklardan uzağım. Uzaktan ilgiyle izliyorum. Umutluyum. Ozan Telli gibi, İlhan Kemal gibi, Duran Aydın gibi şairlerimiz var. Müslüm Kabadayı gibi, Ali Ozan Emre gibi araştırmacı, eğitimci yazarlarımız var. Zafer Doruk gibi, Yaşer Erkmen gibi, Kubilay Altuntaş gibi öykücülerimiz var. Bu isimleri çoğaltabilirim.
Yeni bir kitap çıktı, "Tepemizde Sarı Sıcak." Nasıl buluyorsunuz?
* Henüz okumadım ama genel hatlarıyla biliyorum. Adana'nın insancıllaşmasının tarihi anlatılıyor; yani iç savaş kuşağını anlatıyor. Hasan Ağzıküçük arkadaş sormuş, benim de çokça adından söz ettiğim Veyis Sami Türkmen de yanıtlamış.
Son olarak okurlarımıza ne dersiniz?
* Son olmadığı gibi son söz de yok. Her söz ilk sözdür. İlk söz olarak şunu diyeyim:
Bir sanatçı, bir edebiyatçı anti-emperyalist, anti-faşist, anti-oligarşik eylemlerde yetişir, olgunlaşır, kendini bulur!
Bunun dışında hiçbir üretimin ciddi etkisi olmaz, olamaz.




