6 Şubat depremlerinde Kızılay’ın iştiraki aracılığıyla AHBAP Derneği’ne 2 bin 50 çadır satılmasını gündeme getiren Şevkin, Kızılay’ın önceliğinin ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmak olması gerektiğini vurguladı.
CHP Grubu adına söz alan Şevkin, 1868 yılında kurulan Kızılay’ın Türkiye’nin en köklü yardım kuruluşlarından biri olduğunu belirterek kurumun geçmişte toplumun hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti. Kızılay’ın depremzedelere çadır, aç kalanlara sıcak yemek ve kan ihtiyacı bulunan hastalara destek sağlayan bir kuruluş olduğunu hatırlatan Şevkin, AKP iktidarları döneminde kurumun asli görevlerinden uzaklaştığını savundu.
Kızılay’ın geçmişte vatandaşların bağışlarıyla büyüdüğünü ve özellikle Kızılay kumbaraları aracılığıyla yapılan yardımların toplumsal dayanışmanın simgelerinden biri olduğunu belirten Şevkin, kurumun bugün geldiği noktanın üzücü olduğunu dile getirdi.
“İtirazımız güncellemeye değil, denetimsizliğe!”
TBMM’de görüşülen kanun düzenlemesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şevkin, Kızılay’ın yapısının güncellenmesine karşı olmadıklarını, asıl itirazlarının yetkiler genişletilirken denetim ve hesap verebilirlik mekanizmalarının yeterince güvence altına alınmamasına yönelik olduğunu söyledi.
Kızılay’ın toplumdaki itibarının yeniden güçlendirilmesi için şeffaflığın ve hesap verebilirliğin vazgeçilmez olduğunu belirten Şevkin, şu ifadeleri kullandı:
“Kızılay’ın itibarını güçlendirmek için mi bu kanunu getirdiniz, yoksa denetim ve hesap sorulabilirlik konusunda yeni soru işaretleri mi yaratıyorsunuz?”
Kamu yararını esas alan bir yapılanmanın önemine dikkat çeken Şevkin, kurumun toplumun güvenini yeniden kazanabilmesi için denetlenebilir ve şeffaf bir yapıya kavuşması gerektiğini savundu.
“6 Şubat’ı unutmadık! Vatandaş çadır beklerken Kızılay çadır sattı”
6 Şubat depremlerini bölgede yaşamış bir mühendis olarak konuştuğunu belirten Şevkin, afetin ardından yaşanan insani dramı hatırlattı. Binlerce ailenin evsiz kaldığını, vatandaşların enkaz başında yakınlarını aradığını ve soğuk hava koşullarında hayatta kalmaya çalıştığını ifade eden Şevkin, depremzedelerin en temel ihtiyaçlarından birinin barınma olduğunu vurguladı.
Şevkin, depremlerin ardından Kızılay Çadır ve Tekstil AŞ aracılığıyla AHBAP Derneği’ne 2 bin 50 çadır satılmasını eleştirerek, işlemin yasal ve maliyet esaslı olduğu yönündeki açıklamaların tek başına yeterli olmadığını savundu.
Şevkin, konuya ilişkin şöyle konuştu:
“Burada önemli olan yalnızca işlemin yasal ve maliyete uygun olması mıdır, yoksa gerçekten ihtiyacı olan vatandaşlarımız orada dururken Kızılay’ın satış yapması mıdır? Kızılay’ın o anda o çadırları vatandaşlara ulaştırması gerekmiyor muydu? İnsanlar deprem bölgesinde barınacak yer ararken bir yardım kuruluşunun para karşılığında çadır satmasını kamu vicdanına nasıl anlatacağız?”
Kızılay’ın afet dönemlerinde ticari kaygılardan önce insani sorumluluklarını gözetmesi gerektiğini ifade eden Şevkin, kurumun önceliğinin afetzedelere mümkün olan en kısa sürede yardım ulaştırmak olması gerektiğini söyledi.
“Kızılay’ın görevi afetzedeye en hızlı şekilde yardım ulaştırmaktır”
Deprem Komisyonu’nda da görev yaptığını hatırlatan Şevkin, Kızılay’ın kan satışı yaptığına ilişkin iddiaların da gündeme geldiğini belirtti. Kızılay’ın Ensar Vakfı’na yaptığı yardımların kamuoyunda tartışmalara yol açtığını ifade eden Şevkin, bu tür gelişmelerin kurumun toplumdaki güvenilirliğini olumsuz etkilediğini savundu.
Kızılay’ın afetlerden etkilenen vatandaşlara hızlı şekilde yardım ulaştırması gerektiğini vurgulayan Şevkin, kurumun insani sorumluluklarını ön planda tutmasının önemine dikkat çekti.
Şevkin’den jeoloji mühendisi ve yerbilimci ataması çağrısı
Şevkin, Kızılay Kanunu görüşmelerindeki konuşmasının başında İstanbul’da etkili olan sağanak yağış ve sel felaketine de değinerek kamu kurumları ve belediyelerde jeoloji mühendisleri ile yerbilimcilerin istihdam edilmesi gerektiğini söyledi.
Doğa olaylarının yanlış uygulamalar nedeniyle afete dönüşebildiğini belirten Şevkin, su yollarının ve sulak alanların yok edilmesi ile taşkın alanlarının imara açılmasının riskleri artırdığını ifade etti.
Şevkin, afetlerle mücadelenin felaket yaşandıktan sonra değil, öncesinde başlaması gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bir jeoloji mühendisi olarak vurguluyorum: Doğa olaylarını afete dönüştüren, doğayı tahrip eden, su yollarını ve sulak alanları yok eden, taşkın alanlarını imara açan yanlış uygulamalardır. Afetlerle mücadele, felaket yaşandıktan sonra değil, öncesinde başlamalıdır”
Risklerin bilimsel yöntemlerle belirlenmesi gerektiğini kaydeden Şevkin, imar planlarında jeolojik ve jeoteknik verilerin, hidrojeolojik koşulların, altyapı kapasitesinin ve taşkın alanlarının dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Binlerce jeoloji mühendisi ve yerbilimcinin atama beklediğini ifade eden Şevkin, kamu kurumları ve belediyelerde bu alanlardaki uzman istihdamının artırılması çağrısında bulundu. Şevkin, afet risklerinin bilimsel çalışmalar ve önleyici politikalarla azaltılabileceğini dile getirdi.
“Kızılay, eski günlerine dönmeli”
Konuşmasının sonunda Kızılay’ın yeniden toplumun güvenini kazanan ve afet dönemlerinde vatandaşların yanında olan bir kurum haline gelmesi gerektiğini belirten Şevkin, rekabetin korunacağı ve Kamu İhale Kanunu’na tabi bir yapılanmanın önemine işaret etti.
Kızılay’ın şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir yapıya kavuşması gerektiğini vurgulayan Şevkin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Umuyorum ki Kızılay, hem rekabetin korunacağı hem Kamu İhale Kanunu’na tabi olunacak bir yapılanmaya dönüşür ve eski günlerine, topluma afet anında yardım götüren o kucaklayıcı tavrına yeniden döner.”




