Okumanın yerini sadece görsel sanatlar almıyor, kulaktan dolma bilgiler de öğrenmede daha etkili olmaya başladı. Dinleyerek öğrenmek hem kolaycılığa kaçmaktır hem de tehlikelidir, bu düşünmemizi engellemekle kalmıyor, fikir üretmemizi de engelliyor, hayatı başkalarının fikirleriyle yaşamaya yönlendiriyor. Gaz Bakkal'ın yazarı öykücü ve şair Hikmet Işık Cankat'la bunları konuştuk, sorularımıza içtenlikle yanıtlar verdi.

Cankat Karşı Duruşunuz Yoksa Edebiyatçı Değilsinizdir Haberi 2

Sizi tanıyalım demeyeceğim, isteyen biyografinize ulaşabilir; zira kitabınızda da var. Başka bir yerden başlayalım, neden yazıyorsunuz?

Okuma yazmayı söküp, hikâye kitaplarını okuduktan sonra, ailemin geniş kütüphanesinden okuduğum ilk kitaplar Orhan Veli ve Ümit Yaşar’ın şiir kitaplarıydı. Daha o yaşlardan aklımda kalan dizeler var: Orhan Veli’den “Bir elinde cımbız bir elinde ayna umurunda mı dünya?” Ümit Yaşar’dan “Kimimiz akıllı maymun, kimimiz maymun akıllı…” Kadına değer verilen, okumaya teşvik edildiği yıllardı. Orhan Veli’nin bu dizelerle ironi yaptığını anlıyordum ama yine de kadını böyle nitelendirmesi kızdırmıştı beni biraz. Yaşamım boyunca da böyle bir kadın olmadım. Çocukluğumun geçtiği o şirin kasabada memur aileleri haftada birkaç kez bir araya geliyorlardı. Udu olan, sazı olan getiriyor; şarkılar ve türküler söyleniyor şiirler okunuyordu. Annem de şiir yazıyordu ama şairlerin çoğu erkekti. Ben de yazabilirim diyerek başladım sanki biraz da. İlk şiirimi de annemi anaç tavuğa benzeterek yazmıştım. Ne çok gülmüşler ve ne çok sarılıp öpmüşlerdi beni. Demek ki şiir yazmak güzel bir şeydi? Sonra derslerimle ilgili yazmaya başladım, milli bayramlar için yazmaya başladım. Yazmak yaşamımın önemli bir parçası olmaya başlamıştı. Duygularımı konuşarak uzun uzun anlatmayı pek sevmedim, şiirle anlatmak, özetlemek daha çok hoşuma gidiyordu. Özetçiydim ben. Bir dönem karikatür de çizdim, o da bir özetti. Şiirin anlatmaya yetmediği noktalarda ise öykü ya da mektuplar yazmaya başladım. Mektuplar yazmaya beni yüreklendiren değerli yazar Seçkin Zengin’e bir selam yollamak isterim buradan. “Çocukluğuma Mektuplar, Şairime Mektuplar, İlk Göz Ağrım” vb. çok sayıda derleme kitabında yazılarıma yer verdi.

Ceyhan’da Dev Uyuşturucu Operasyonu!
Ceyhan’da Dev Uyuşturucu Operasyonu!
İçeriği Görüntüle

Cankat Karşı Duruşunuz Yoksa Edebiyatçı Değilsinizdir Haberi 3

Yüreğimin bir tarafı şiirle, bir tarafı da öyküyle çarpıyor şimdi. Yeni şiir ve öykü kitaplarımı da 2027 yılında çıkarmayı planlıyorum. Yani, yaşamımın önemli bir parçası yazmak, yazmadan duramıyorum.

Edebiyat, sanat size neyi ifade ediyor, edebiyatla okura neyi göstermek, neyi değiştirmek istiyorsunuz?

Edebiyata şiirle başladım, oradan yola çıkayım. Şiir yazdıkça, kadınların bu alanda da pek çok zorlukla karşılaştığını gördüm. Günümüzde bile erkekler, şaire diyerek başka bir yere koyuyorlar kadını. Şair, şairdir; cinsiyeti, yaşı olmaz. Türkçede sözcükler dişil, eril diye ayrılmazlar. Türkçe gramerde eril, dişil ve nötr çekimler yoktur. Şiirle edebiyatta yerimi aldığıma inanıyorum. Şimdi de öykülerimle yerimi alacağıma inanıyorum. Kadının adı var… artık. Dişil dil ve dişil bakış açısıyla kadınlar var artık. “Kendine Ait Bir Oda”yı kuran kadınlar var artık.

Altı yüz yıl boyunca divan edebiyatında şiir, erkeklerin alanı olmuştur. Kadınları şeytan, kaşık düşmanı, baykuş, yalancı vb. tekrarlamak istemeyeceğim kötü sözcüklerle nitelendirmişlerdir. Divan edebiyatının son dönemlerinde ailesi devlette yer alan elli kadar iyi yetiştirilmiş kadın şiir yazmaya başlamış ve şair(!) erkekler tarafından dışlanmışlardır. Bazıları onlar gibi eril dille yazarak şiirde yer almaya çalışmış, aralarından Mihri Hatun sıyrılarak dişil dili cesurca kullanmıştır. 141 kadar da halk ozanı kadın çıkmış, ancak onlar çok daha fazla acılar çekmişlerdir. Ülkü Çetinkaya’nın “Divan Edebiyatında Kadına Genel Bakış” kitabını; Ayfer Yılmaz’ın “Geçmişten Günümüze Kadın Şairlerin Konumuna Genel Bir Bakış” kitaplarını okumanızı öneririm.

Şiir dışındaki durum da pek farklı değildir. Ders kitaplarında eski bazı yazar kadınların eserlerine yer verilmektedir. Yılmadan yola devam edeceğiz, Tanzimat'ın ilanından bu yana çok yol alındı, bugünler de geçecek.

Yazmanın sizin üzerinde etkisi ne? Sizde bir etkisi oluyor mu?

Yazmak, kendini sürekli yenilemeyi gerektiriyor. Şiir ya da öykü, deneme, roman olsun. Yazdıklarınız için ön araştırma gerekiyor. Yazdıktan sonra da kendi sağlamanızı yapmanız gerekiyor. Yazdığınız dönemdeki bir otobüsü örneğin doğru anlatmanız gerekli. Altmışlı yıllarda Türkiye’de varmış gibi bir körüklü otobüs yazmaya kalkarsanız, komik duruma düşersiniz. 1979’da ilk kez İstanbul’da deneme amaçlı kullanılmaya başlandığını bilmeniz gerekli. Giysileri, sokakları, lambaları, tarihi olayları vb. hep ayrıntılı araştırmalısınız. Yazmayı düşündüğünüz konu ile ilgili makaleler, kitaplar okumalısınız. Kullanacağınız adlar bile o dönemle uyumlu olmalı. Sonuçta iyi ki yazıyorum, araştırmayı, yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum çünkü.

Edebiyatçı, sanatçı a-politik mi olmalı?

Mümkün mü? O zaman edebiyat ve edebiyatçı olmaz. Tarafsız olmak edebiyatçıya yakışmaz. Ancak her edebiyatçının dili birbirinden farklıdır, kimi biraz daha sert, eleştirel dil kullanır; kimi daha sakin. Ama karşı duruşunuz yoksa edebiyatçı değilsinizdir. 68'liler, 78'lileri unutursak, onlar için söyleyeceklerimiz yoksa yüreğimiz kurusun. 2000'li yılların ilk 25 yılına karşı söyleyeceğiniz yoksa edebiyatçı değilsinizdir. İzninizle “Bir Karınca Başlatacak En Büyük Depremi” şiirimden birkaç dize paylaşmak isterim. Biliyorsunuz karıncalar kış uykusuna yatmazlar, sadece soğuk havalarla uyum sağlayıp, ‘Güneşi İçenlerin Türküsü’nü söyleyecekleri günü birbirleriyle yardımlaşarak beklerler.

Sizin savaşınızda biz: Yolunuza çıkınca, Yuvaları dağıtılan karınca sürüleri, Balı alınıp yakılan arı kolonileri, Mevsimsiz göçe zorlanan kuşlar, yatağı zorla değiştirilen berrak akarsular...

Sanmayın!

Sanmayın! Kış uykusunda olduğumuzu. Taştı taşacak nehrin suları Bir karınca başlatacak en büyük depremi!”

Yazma eyleminiz devam edecek mi?

Beynim, yüreğim ve ellerim benimle olduğu sürece…

Kaynak: Haber Merkezi