Üç şiir kitabı var bu arada. Sonra “Sürgün” adlı bir anı kitabıyla karşımıza çıkmaya hazırlanırken bulduk onu.
“Bir edebiyat insanı hep kitaplarla mı gezer?” diye sordum kendime. Eli kitaplarının üzerindeydi, parmaklarının uçları kaşır gibi kapakta gidip geliyordu tedirgin etmeden ama sanki kendisi bir tedirginlik içindeydi. Tüm kelimeleri sanki tutsak etmişti ağzının havuzunda, konuşmaya pek niyetsiz gibiydi. Zor gibi olacaktı sanki bu söyleşi. Tedirginliği bana geçmeden konuşmaya girdik. Bir süre dinledi dinledi, dinlerken avurdu yelken gibi şişiyordu. Sonra birden patladı, sel gibi aktı tümceleri, sormadan konuştu konuştu, içindeki dertleri akıttı...

ÜRETİLEN ESERLERİN HALKA ULAŞTIRILMA SORUNU BÜYÜK
Torun Ahmet Türkmen, öncelikle ülke genelinde edebiyat ve yayın dünyasıyla ilgili yakıcı bir sorunu dile getirmek istediğini belirterek başladı konuşmaya ve şu ifadelere yer verdi:
“Günümüzde özellikle edebiyat dünyasında, üretim yapan insan sayısı bir hayli kabarık olsa da üretilen eserlerin halka ulaştırılma sorunu büyük. Yazılanlar genellikle okuyucuyla buluşamıyor. Bunun bir yanı okuma oranlarının düşmesi ise diğer yanı, yayınevleri ticari kaygılar ile yazar/şair çok popüler değilse kitaplarını basmıyorlar. ‘Kâr bırakmıyor, az satılıyor’ iddiaları var. Kısmen doğru ama teşvik edici bir çabaya da girmiyorlar. Bu gerçek, özellikle yazarlar/şairler üzerinde ‘motivasyon kırıcı’ etki yapıyor. Örneğin yaşanmış toplumsal, siyasi, kültürel, sosyolojik olayların yazımı ile ülke ve dünya tarihine not düşebilecek eserler görünmez olarak kalıyor. Bu konuda toplumsal duyarlılığı olan kurumlar ve bireylerin özel bir duyarlılık geliştirmeleri gerektiği gerçeğini hatırlatmak isterim.”

İDAMLAR VE ÖRGÜTLÜLÜĞE EVRİLEN DÖNEM
1972 yılından bu yana, Mayıs ayında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından günümüze kadar toplumsal ve siyasal yaşamın içinde yer alan biri olan Torun Ahmet Türkmen, “O günden bugüne hep örgütlülük içinde oldum. Siyasi aktör, siyasi analist olarak çok sayıda yayın kurumunda yazılar yazdım, onlarca mitingde konuşmacı idim, radyo/televizyon yayınına katıldım ve birçok yapımın içinde yer aldım.” dedi.

SÜRGÜN – İÇİMDEKİ ÜLKE
Uzun yıllardır yazın dünyasının içinde olan Torun Ahmet Türkmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yazın dünyasında kalıcı olma kararı sanırım son 10-15 yıllık bir duygu benim için. Şu ana kadar basılmış üç şiir kitabım var. Basıma hazır 7-8 şiir dosyası hazır bekliyor. Ve bu röportaja konu olan ‘Sürgün – İçimdeki Ülke’ anı/roman kitabı yeni okurlarıyla buluştu.
Sürgün – İçimdeki Ülke, üç cilt olması düşünülen serinin ilk kitabı. Dokuz yıllık siyasi sürgün yıllarımın canlı tanıklıklarını, çok sayıda dünya ve ülkemize dönük dönem analizlerini içeriyor. Kendim de dahil, 80’li yıllardaki politik ve sosyal süreçleri nesnel kriterler içinde değerlendirdim. Sovyet sistemini, sosyalist sistemin artı ve eksilerini, Avrupa’nın o dönemdeki durumunu, bugüne kapı aralayan ipuçlarını anlatmaya çalıştım. Aynı şekilde 12 Eylül döneminin siyasal analizini, kendi örgütüm olan Türkiye Komünist Partisinin doğru yanları yanı sıra yanlış ve eksikliklerini öznelliğe düşmemeye çalışarak, kişiselleştirmeden irdelemeye çalıştım.
Amacım ve isteğim, Türkiye, demokrasi, özgürlük, adalet ve insan hakları, sol ve sosyalist dünyanın tarihine bir nebze de olsa ışık tutmak ve not düşmek. Bunu bir nebze de olsa başarabilmişsem büyük mutluluktur benim için.
Ayrıca bundan sonra sürgün döneminden AKP iktidarının başlangıcına kadar olan süreci ikinci kitap, 2002’den günümüze kadar olan süreci de üçüncü kitap olarak yazmaya başladım. Sonuçta 1972’den günümüze kadar 55-56 yıllık bir sürecin değerlendirmesi yapılacak. İkinci ve üçüncü kitaplarda 12 Eylül öncesi dönemlere de ara ara dönüp anlatılarda bulunacağım.”

YAŞAMIN ANLAM NOKTALARINDAN BİRİ…
“Yazmak önemli mi?” diye sorarak devam etti Türkmen konuşmasına:
“Yazmak, yaşamımın anlam noktalarından biridir ve aynı şey okuma için de geçerli.
Çocukluğum kitaplar içinde geçti. Çocukken uyumadan önce başucuma anam süt, babam kitap koyardı. Aydınlanmacı biriydi babam. Cumhuriyet aydınıydı, basılmış basılmamış birçok eseri vardır. Dünya, Avrupa, Rus edebiyatını babamdan tanıdım. Ardından erken yaşlarda, daha çocukken siyaset, sol siyasetle tanışmam beni araştırmaya itti. Araştırma okumak demekti. Başvuru kaynağım ilk başlarda babamdı. Zamanla algılar aile havuzunu aştı, evrensel değerlere ulaştı. Sonuçta yazmasam olmaz.
Yazıya 70’li yıllarda mahalle kahvelerinde benim ya da arkadaşlarımın kısa, ajitasyon niteliğinde olan metinleriyle başladım. Zamanla gazetelerde, dergilerde yazılarla devam etti. Sürgünde, özellikle Yunanistan’da miting ve toplantı konuşmalarımızı yazma, canlı radyo konuşmalarının metinleriyle devam etti. Yunanistan’da yıllarca Yunan kamuoyuna dönük ‘Türkiye demokrasi güçleriyle dayanışma’ amaçlı, kimi zaman haftada ikiyi bulan bültenler çıkarıyorduk.
Ülkeye dönüşten sonra siyasi faaliyetler için konuşma metinleri, ardından aktif siyasi faaliyetlerde iddia sahibi olma düşüncesini bırakmadan daha aktif yazın hayatım başladı. Yoğun bir tempo ile yazma dönemi.
Elimde şiir dışında çok büyük hazırlık gerektiren, düşündüğüm, yazmaya çalıştığım dosyalar var. Öncelikle son iki bin yıldan Cumhuriyet dönemine kadar toplumda en ‘ihmal edilen, yok sayılan’ Türkmen dosyası var. Mustafa Suphi ve arkadaşları ile ilgili yorum ve analizler içeren dosya var. Ayrıca sürgün dönemimin bütününü kapsayan konulara, dünyanın bugün geldiği noktaları anlatan bir roman tasarımım var.
Bunların tümü önceliğimi oluşturuyor. Arada bir de şiir var. Şiir benim rahatlama alanım. Edebiyatta özel ‘incelik ve hassasiyet’ gerektiren bir tür şiir.
Yazmakta pek zorlanmadığım bir alan. Belki bu durum çok okumanın, araştırmanın, görmenin ve şahit olmanın bir sonucu. Kendi biçimimi yaratmaya çalıştığım bir alan.
Herhangi bir anda, bir başka çalışma içindeyken de elim şiirde. Şiir benim aklımı çözüyor.”





