Toplumda şu anda böylesi bir inanç var. ‘Ben, mahkemeden hakkımı alırım. Alamazsan da hakkımın ihlal edildiğine
bakılmaksızın, Anayasa Mahkemesi’ne götürürüm’ inanıcını, bizim bir şekilde toplumdan
kırmamız lazım” dedi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak, Türkiye’de Anayasa
Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruların, Avrupa ülkelerinin anayasa mahkemelerine
yapılan başvurudan 12 kat daha fazla olduğunu söyledi.

YENİ BİR ‘İÇ HUKUK SİSTEMİ’
‘Anayasa Mahkemesi’nin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde
Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği–Avrupa Konseyi Ortak Projesi’nin kapanış
töreni Adana’da yapıldı. Törende konuşan Adem Albayrak, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel
başvuru hakkının tanınmasıyla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne dayanan, bir iç
hukuk sistemi kurulduğuna dikkat çekti.

AVRUPA’DA DEĞİL TÜRKİYE’DE
Albayrak, “Bu durum, hukuki bir güvence oluşturmuş, böylelikle vatandaşlarımız Avrupa’da;
başka bir ülkede arayacağı hakkı, Türkiye’de; kendi ülkesinde; Anayasa Mahkemesi’nde
arama hak ve yetkisini kavuştu. Bireysel başvuru, Türk hukuk sisteminde çok köklü bir
değişikliğe yol açmıştır. Bireysel başvuru sayesinde anayasal hak ve hürriyetlerin önündeki
ihlal iddialarının, uluslararası organlara taşınmadan, öncelikle ulusal sınırlar içerisinde
çözümü, ihlalin giderilmesi ve etkili bir hukuk yolu oluşturulmuştur” yorumunu yaptı.
TÜRKİYE İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR KAZANIM
Adem Albayrak, “Bu anlamda bireysel başvuru, ülkemiz için çok önemli bir kazanım;
Cumhuriyetimizin 103. yılında hukuk alanında yapılmış, en önemli reformlardan biridir. Bu
konudaki olumsuz tespitlerimizden biri; Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen, bireysel
başvuru sayısının fazla olması. Bu fazlalık, hem işin önemini, hem de yürütülüşü konusunda
sıkıntıları da beraberinde getiriyor” diye konuştu.
AVRUPA’DAN 12 KAT DAHA FAZLA
Albayrak, konuşmasını şöyle sürdürdü; “Bu fazlalık, öyle bir fazlalık ki, bunu iyi uygulayan
Avrupa ülkelerindeki rakamlarla kıyasladığımızda; Türkiye’deki bireysel başvuru sayısı,
Avrupa’ya göre 10-12 kat daha fazla. Daha ilginç bir istatistik var; bireysel başvuru yapılan
47 Avrupa Konseyi ülkesinin Anayasa Mahkemesi’ne yapılan toplam başvurunun bile
üzerinde. Anayasa Mahkemesi’nin bu taleple başa çıkabilmesi için başvuruları, mümkün olan
en kısa bir sürede sonuçlandırılmasıdır.”
TOPLUMDAKİ O İNANCI KIRMALIYIZ
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruların, gerçek anlamıyla değerlendirilmesi ve
uygulamanın biraz daha yoğun olmasıyla başvuru sayısının azaltılabileceğini savunan
Albayrak, “İlk derece mahkemelerinde dava açan kişi, ‘Ben, bunu Anayasa Mahkemesi’ne
kadar götüreceğim’ inancında olmamalı. Toplumda şu anda böylesi bir inanç var. ‘Ben,
mahkemeden hakkımı alırım. Alamazsan da hakkımın ihlal edildiğine bakılmaksızın, Anayasa
Mahkemesi’ne götürürüm’ inanıcını, bizim bir şekilde toplumdan kırmamız lazım” dedi.
KARARIN ADİL OLUP OLMADIĞI İNCELENMİYOR
Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuruların sınırı ve kapsamının, kanunla
belirlendiğini hatırlatan Albayrak, “Söz konusu hakkın ihlal edilip edilmediği, ihlal edilmişse
bu ihlalin nasıl giderileceği anlamına gelmez. Dolayısıyla kesinleşen bir kararın, doğru olup
olmadığı hatta adil olup olmadığı, inceleme kapsamında değil. Eğer bir hak ihlali varsa; bu
kapsamlı bir değerlendirilip, buna göre adım atılmalı” yorumunu yaptı.
TEMEL TAŞLARDAN BİRİ OLDU
Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin ise, “Anayasa Mahkemesi
nezdindeki bireysel başvuru mekanizması, Türkiye’de insan haklarının korunmasının temel
taşlarından biri haline gelmiştir. Kurulduğu günden bu yana, bu mekanizma iç hukuk yollarını
önemli ölçüde güçlendirmiş ve temel hakların korunmasını vatandaşlara daha yakın hale
getirmeye katkıda bulunmuştur” ifadesini kullandı.
DİYALOG DAHA DA GÜÇLENDİ
Projenin, Türkiye Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi arasındaki
diyaloğu güçlendirdiğini vurgulayan Massolin, “Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili bir
şekilde uygulanması, devletin tüm kolları ve kademelerinde sürekli bir katılım ve işbirliğini
gerektirmektedir. Tekrarlayan ihlallerin önlenmesi, yasama ve idari takip mekanizmalarının
sağlanması ve yargı genelinde tutarlı bir insan hakları yaklaşımının teşvik edilmesi, bireysel
başvuru mekanizmasının sürdürülebilirliği açısından hâlâ hayati önem taşımaktadır” dedi.
ASLA TANIMLANMIŞ BİR GÖREV DEĞİL BU
Massolin, “Son yıllarda kaydedilen ilerleme, yalnızca teknik iyileştirmeleri değil, aynı
zamanda ilgili kurumların ve hukukçuların bağlılığını ve profesyonelliğini de yansıtmaktadır.
İnsan haklarının korunması asla tamamlanmış bir görev değildir. Sürekli çaba, diyalog,
düşünme ve bağlılık gerektirir. Avrupa Konseyi, bu çabalarda Türkiye’ye ve kurumlarına
destek verme konusunda tam bir kararlılık sergilemeye devam etmektedir” diye konuştu.




