“YOKSULLUĞUN EN SOMUT HALİ”
Kahveye, tatlıya, ayakkabıya para ayıramayan insanların günlük yaşamdan kıstığını, sofraların küçüldüğünü söyleyen Özsoy, “Bu da yoksullaşmanın en somut göstergesidir. Esnaf sadece dükkan değildir; istihdamdır, sosyal yaşamdır, mahalle ekonomisidir. Her kapanan dükkan; işsiz kalan çalışanlar, borçlanan aileler demektir” diye konuştu.
“POTANSİYEL VAR AMA POLİTİKA YANLIŞ”
Kapanan iş yerlerinin zincirleme bir yoksullaşma yarattığına dikkat çeken Özsoy, “Veriler bunu açıkça gösteriyor. Adana, Türkiye’nin gelir seviyesi düşük illerinden biri; tarım ve sanayi potansiyeline rağmen yanlış politikalarla geriye itilen bir şehir hâline getirilmiştir. Adana, esnafın kepenk indirdiği, halkın her geçen gün daha da yoksullaştığı bir kent oldu ama bu tablo kader değildir” dedi.
“BAŞKA BİR KENT MÜMKÜN”
Adana’nın acı gerçeğinin ortada olduğunu söyleyen Özsoy, “Yaşananlar, yanlış ekonomi ve sosyal politikaların sonucudur ve değiştirilebilir. Biz, yoksulluğu yardımlarla yöneten değil; emeğiyle geçinen, üreten ve ayakta duran bir kent istiyoruz. Esnafın borçla değil satışla yaşadığı, gençlerin işsizliği değil umudu konuştuğu başka bir kent mümkündür” ifadelerine yer verdi.
“İCRA DOSYALARI, EKONOMİK BUHRANIN AYNASIDIR”
Başkan Ümit Arif Özsoy, icra dairelerinde derdest durumda olan dosya sayısının 24 milyon 769 bin 227’ye ulaşmasıyla ilgili olarak da değerlendirmelerde bulundu.
Çukurova Metropol yazarı Murat Yıldız’a konuşan Özsoy, şu ifadelere yer verdi:
“İcra takip dosyalarındaki artış, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik buhranın aynasıdır. İnsanlar artık temel ihtiyaçlarını bile karşılayamıyor. Daha önce hiçbir döneme benzemeyen bir fakirlik var. Büyük bir sıkışma var. Umutsuzluk, görülmemiş bir oranda artıyor. Gelinen noktada Türkiye bir borç toplumu haline gelmiş; buna bağlı olarak sosyal çatışma ve gerilim artmaktadır. İcra dosyasının bu kadar artması, insanların iş bulamadığını; iş bulan insanların da geçinemediğini göstermektedir. Bu tablo, milyonların nefes alabilmek için borcunu ertelediği; borcunu kapatabilmek için yeni borca mahkûm edildiği, çarpık, sosyal adaletten yoksun bir düzenin sonucudur.”
“YOKSULLUĞU YÖNETMEYE DEĞİL, BİTİRMEYE TALİBİZ”
Türkiye’de yaşanan en temel sorunlardan birinin gelir dağılımındaki derin adaletsizlik olduğunun altını çizen Başkan Özsoy, şunları kaydetti:
“Ülkemizde bir kesim büyürken, zenginleşirken ne yazık ki toplumun geniş kesimlerine bu durum eşit biçimde yansımamaktadır. Bir yanda servetini katlayan küçük bir azınlık varken, diğer yanda geçimini sağlamak için sosyal yardımlara muhtaç hale getirilen milyonlar bulunmaktadır. Siyasal iktidar, yıllardır uyguladığı ekonomi politikalarıyla üreten, çalışan, emeğiyle ayakta duran bir toplum yerine; yoksulluğu yöneten, yardımlarla sürdürülen bir düzen yaratmıştır. Sosyal yardımlar elbette sosyal devletin bir gereğidir. Ancak sorun, bu yardımların yoksulluğu ortadan kaldırmak için değil, yoksulluğu kalıcı hale getiren bir araç olarak kullanılmasıdır. Bugün milyonlarca yurttaşın sosyal yardımlara ihtiyaç duyması bir başarı değil, ekonomik yönetimin iflasının göstergesidir. İktidar, istihdam yaratmak, adil ücret politikaları uygulamak, vergide adaleti sağlamak yerine; insanları yardımlara bağımlı kılarak bu tabloyu normalleştirmeye çalışmaktadır. Oysa gerçek sosyal adalet, kimsenin yardıma muhtaç olmadığı bir düzeni kurabilmektir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak savunduğumuz anlayış; yardım alan değil, hakkını alan bir toplumdur. Güçlü bir sosyal devlet, adil bir vergi sistemi, emeğin hakkını veren bir ekonomi ve kimseyi geride bırakmayan bir kalkınma modeli mümkündür. Yoksulluğu yönetmeye değil, yoksulluğu bitirmeye talibiz.”
“ÇOCUKLAR EĞİTİMDEN KOPUYOR”
Siyasal iktidarın uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarının çocuk işçiliğini azaltmak bir yana, besleyen bir zemine dönüştüğünü savunan Özsoy, yoksullukla mücadele edilmediği, gelir adaleti sağlanmadığı için çocukların eğitimden koparılıp ucuz, güvencesiz iş gücünde kullanıldığını söyledi.
Milyonlarca çocuğun okul dışında kalmasının bir tercih olmadığını kaydeden Özsoy, “Ailelerin artan yoksulluğu, eğitim masrafları, nitelikli ve erişilebilir devlet okullarının yetersizliği bu tabloyu derinleştirmektedir. Çocuk işçiliği kader değildir. Çocuk ölümleri istatistik değildir. Bu, siyasi bir tercihin sonucudur. Bu rakamlar tesadüf değildir. Bu tablo, yoksulluğun çocukların kaderi haline getirildiğini, eğitimin ise giderek bir ayrıcalığa dönüştüğünü göstermektedir. Bir ülkede çocuklar okul sıralarında olmak yerine iş yerlerinde hayatını kaybediyorsa, zorunlu eğitim fiilen işlemiyorsa, orada sosyal devlet çökmüş demektir” diye konuştu.





