‘‘YOKSULLUK, NESİLLER ARASI BİR DÖNGÜ OLDU’’
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi çocuk işçiliğe verileriyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Barut, “Bu tablo, çocuklarımızın eğitimden uzaklaştığını, erken yaşta çalışma hayatına itildiğini ve yoksulluğun nesiller arası bir döngüye dönüştüğünü açıkça göstermektedir” diye konuştu.
‘‘TOPLUMSAL SORUN’’
Çocuk işçiliği ve okul terklerinin yalnızca bireysel bir mesele olmadığını vurgulayan Ayhan Barut Barut, “Bu toplumsal bir sorundur. Eğitim sisteminin çocukları tutamaması, denetimsiz çalışma koşullarının hayatları tehdit etmesi, geleceğimizi doğrudan riske sokmaktadır” ifadelerine yetr verdi.
BAŞKA BİR DÜZEN ÇAĞRISI
Çocukların çalışmak yerine eğitim alabileceği bir düzen çağrısında bulunan Barut, “Bizler, çocukların çalışmak yerine eğitim alabileceği, güvenli ve adil bir ortamda büyüyebileceği bir toplum talep ediyoruz. Çocuklarımızın geleceği, sosyal politikaların ve ekonomik düzenin en öncelikli meselesi olmalıdır” dedi.
Çukurova Metropol yazarı Murat Yıldız’a konuşan Ayhan Barut, Türkiye ekonomisinin 2025 yılı bilançosunun iflas ve hacizle geçtiğini, toplamda bekleyen dosya sayısısın 24 milyon 529 bine ulaştığınada dikkat çekti.
‘’BORÇ YAŞAM ARACI OLDU’’
Artan icra ve iflas dosyalarının yurttaşların sorumsuzluğunun değil, gelir–borç dengesini bozan ekonomi politikalarının sonucu olduğunu söyelen Barut, ‘’Gelirler enflasyon karşısında erirken, milyonlar geçinmek için borçlanmaya zorlanmıştır. Borcun yaşam aracı haline geldiği bir düzende icra sayılarındaki patlama kaçınılmazdır. Bu tablo, krizin artık istisnai değil, toplumsal bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. Çözüm, borçla ayakta duran değil, emeği ve geliri güçlendiren bir ekonomik anlayıştan geçmektedir’’ diye konuştu.
Bazı kayyım belediyelerinin cemaat ve tarikatlar ile iktidara yakın vakıf ve derneklere sürekli para akıtırken, muhalif belediyelere ise tasarruf tedbiri uygulanıp kesinti yapıldığını da savunan Barut, şu ifadelere yer verdi:
‘’İktidara yakın vakıf ve derneklerin kamu kaynaklarıyla desteklenmeye devam ettiği bir ortamda, muhalefet belediyelerine yönelik tasarruf ve harcama kısıtlamaları ekonomik zorunlulukla değil, siyasi tercihle açıklanabilir. Tasarruf politikaları eşit, şeffaf ve denetlenebilir biçimde uygulanmadığı sürece kamu vicdanında karşılık bulmaz. Seçilmiş ve halka doğrudan hizmet üreten yerel yönetimlerin kaynaklarının kısılması, tasarruf değil hizmetlerin aksatılması anlamına gelir. Kamu kaynaklarının siyasal yakınlığa göre değil, kamusal yarar ve adalet ilkeleri doğrultusunda kullanılmasını talep ediyoruz.’’
Basit usulde vergilendirilen esnaf ve sanatkarların 2026 yılında gerçek usule geçirilmesine yönelik düzenlemeya ilşikin olarak da değerlendirmelerde bulunan CHP Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, şöyle devam etti:
‘’Ttüm itirazlara rağmen hayata geçirilmek istenmektedir. Zaten yüksek enflasyon, artan kira ve girdi maliyetleri altında ayakta kalma mücadelesi veren küçük esnaf için bu adım, bir vergi reformu değil ekonomik tasfiye anlamına gelmektedir. Gerçek usule geçiş; artan vergi yükü, muhasebe giderleri ve ağır bürokrasi demektir. Bu yük, büyük ölçekli işletmeler için yönetilebilir olabilir; ancak mahalle bakkalı, berber, terzi, tamirci ve pazarcı için taşınamaz niteliktedir. Sonuç olarak binlerce esnaf ya kepenk kapatacak, ya borçlanacak ya da kayıt dışına itilecektir. Vergi adaleti, ödeme gücüne göre vergilendirmeyi esas alır. Büyük sermaye grupları için istisna ve muafiyetler sürerken, en küçük gelir grubundaki esnafın hedef alınması adalet değil kolaycılıktır. Bu yaklaşım ne vergi gelirlerini kalıcı artırır ne de kayıtlı ekonomiyi güçlendirir. Talebimiz açıktır: Küçük esnafın gerçek koşulları dikkate alınmalı, kademeli geçiş, ciroya göre esnek vergilendirme ve destekleyici mekanizmalar hayata geçirilmelidir. Aksi halde bu düzenleme, esnafı korumak yerine sistemin dışına iten bir uygulama olarak tarihe geçecektir.’’
‘’GEÇİNEMİYORLAR’’
Ayhan Barut, TÜİK verilerine göre her beş kişiden birinin sosyal harcamadan yararlanmasıyla ilgili bir soruya da şu yanıtı verdi:
‘’TÜİK verilerine göre Türkiye’de her beş kişiden biri sosyal harcamalardan yararlanmaktadır. Bu tablo, sosyal devletin güçlendiğini değil, toplumun geniş kesimlerinin geçinemediğini göstermektedir. Sosyal yardımlar, olağanüstü durumlarda ve geçici olarak başvurulması gereken desteklerdir. Ancak bugün gelinen noktada yardımlar, geçim sıkıntısının kalıcı bir telafisi haline getirilmiştir. Çalışmasına rağmen yoksulluktan kurtulamayan, geliri temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen milyonlarca insan, ekonomik sistemin dışına itilmiştir. Yoksulluğun bu denli yaygınlaşması bir başarı değil, ekonomi politikalarının iflasıdır. Sosyal yardımların artması, yoksulluğun azaldığını değil, yönetilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bizler, yurttaşların yardımlarla ayakta tutulduğu değil; emeğiyle geçinebildiği, adil ücret aldığı, güvenceli istihdamın sağlandığı bir düzen talep ediyoruz. Gerçek sosyal devlet, insanları yardıma muhtaç eden değil, yardıma ihtiyaç duymayacak koşulları yaratan devlettir.’’





