Anma programına siyaset, basın ve sivil toplum dünyasından çok sayıda isim ile vatandaşlar katıldı.

Etkinliğe; Adana Büyükşehir Belediye Başkanvekili Güngör Geçer, CHP Adana Milletvekilleri Ayhan Barut ve Müzeyyen Şevkin, önceki dönem milletvekillerinden İbrahim Özdiş, Ziya Yergök ve Hulusi Güvel, CHP Adana İl Başkanı Dr. Anıl Tanburoğlu, CHP ilçe başkanları, Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanvekili ve Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir, ÇGC Başkanvekili Sefa Saygıdeğer, ÇGC önceki dönem başkanlarından Çetin Yiğenoğlu, gazeteciler, sendika yöneticileri, yerel yönetim temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından konuşan ADD Adana Şube Başkanı İsa Kayadan, 1990’lı yıllarda yaşanan aydın cinayetlerine dikkat çekerek adalet, demokrasi ve laiklik vurgusu yaptı. Kayadan, ADD Kurucu Genel Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy’u da anarak, Aksoy ve Mumcu’nun öldürülmelerinin Türkiye’yi emperyalist politikalarla baskı altında tutmayı amaçlayan karanlık yapıların ürünü olduğunu ifade etti. Kayadan, Uğur Mumcu’nun yaşamı boyunca din istismarına, derin devlet ilişkilerine ve karanlık yapılara karşı verdiği mücadelenin onu hedef haline getirdiğini dile getirdi.

Etkinlikte CHP Adana İl Başkanı Dr. Anıl Tanburoğlu da bir konuşma yaptı. Sağanak yağmur ve soğuk hava nedeniyle program erken sona erdirilirken, Uğur Mumcu’yu Anma Etkinliği’nin 26 Ocak 2026 Pazartesi günü saat 17.30’da Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda devam edeceği duyuruldu. Anmaya katılanlar sık sık “Uğurlar ölmez, ışığı sönmez” sloganları attı.

Esendemir: “Sadece Bir Gazeteciyi Anmıyoruz”

Çukurova Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cafer Esendemir, 33 yıl önce katledilen Uğur Mumcu’yla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Yalnızca bir gazeteciyi değil; gerçeğin peşinde yürümeyi göze almış bir vicdanı, bir aklı ve bir ahlakı anıyoruz.

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara Karlı Sokak’taki evinin önünde, arabasına yerleştirilen C – 4 tipi bombayla katledildi. O gün yalnızca bir insan öldürülmedi; gerçeğin karanlıkla mücadelesinde en ön safta duran bir kalem susturulmak istendi.

Uğur Mumcu, gazeteciliği bir meslek değil, bir kamusal sorumluluk olarak görenlerdendi. 1975’ten itibaren Cumhuriyet gazetesindeki “GÖZLEM” adlı köşesinde, gücün karanlık yüzünü aydınlatmayı seçti. Suçlularla güçlülerin arasındaki görünmez bağları ifşa etti. Susmadı, eğilmedi, korkmadı.

Dağlı’dan Net Mesaj: “En Büyük Gücümüz Birliğimiz”
Dağlı’dan Net Mesaj: “En Büyük Gücümüz Birliğimiz”
İçeriği Görüntüle

“Suçlular ve Güçlüler”,
“Mobilya Dosyası”,
“Rabıta”,
“12 Eylül”,
“Kürt-İslam Ayaklanması 1919–1925”
gibi eserleriyle, Türkiye’nin yakın tarihine kazınmış karanlık dosyaları tek tek açtı ve bu dosyalar gündem yarattı.

Silahlı şiddetin bir çıkış yolu olmadığını, gençliğin nasıl tuzaklara sürüklendiğini “ÇIKMAZ SOKAK”ta anlattı. Ağca dosyasını araştırdı, Papa suikastının ardındaki ilişkiler ağını ortaya koydu. Mossad, Barzani, tarikatlar, istihbarat örgütleri, siyaset ve sermaye ilişkileri’ni deşifre etti.

Dokunulmaması istenen ne varsa üzerine gitti. Çünkü onun gazeteciliği, “rahatsız etmek” pahasına gerçeği söyleme cesaretine dayanıyordu.

7 Ocak 1993’te yazdığı bir yazının, otoritelerce onun sonunu hazırladığı söylendi. Ama aslında Uğur Mumcu’nun sonunu hazırlayan tek şey vardı: Gerçeğe olan sadakatiydi.

Uğur Mumcu, yalnızca bir araştırmacı gazeteci değildi. O aynı zamanda yurtseverdi, Kuvvacıydı, aydınlanmacıydı. Ama onu asıl büyük yapan, tüm bu sıfatların ötesinde taşıdığı insan yanıdır. Dostluğunda içten, duruşunda vakur, sözünde sevgi doluydu.

Aldığı ödüller —Yunus Nadi, Sedat Simavi— onun onurudur. Ancak asıl ödülü, aradan geçen onca yıla rağmen adının hâlâ adalet, cesaret ve onur ile birlikte anılmasıdır.

Çocukları Özge ve Özgür Mumcu’nun kurduğu Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, onun yarım bırakılmak istenen mücadelesinin sürdüğünün en somut kanıtıdır. Çünkü Uğur Mumcu, öldürülerek bitirilebilecek bir fikir değildi.

Bugün burada bir kez daha söylüyoruz: Uğur Mumcu, gerçeği yazdığı için öldürüldü.
Ve biz biliyoruz ki, gerçeği yazanlar ölmez; çoğalır.

Bu vesileyle aynı gün yaşama veda eden Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan ile gazeteci İsmail Cem’i de saygı ve minnetle anıyorum.”

Kaynak: BÜLTEN