Akıncı, İran’ın mevcut süreci bir rejim ve varlık mücadelesi olarak gördüğünü belirterek, “İran onurlu bir çıkış arıyor ancak yeni kurulacak düzende hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a düzenlediği saldırılarla başlayan çatışmaların bölge geneline yayıldığı belirtilirken, ABD Başkanı Donald Trump, İran ile ateşkesi görüşmeler sonuçlanana kadar uzatacağını açıkladı. Trump, İran’ın siyasi anlamda bir “karmaşa” içinde olduğunu savunarak “Zaman daralıyor” ifadelerini kullandı.
Çatışmaların önemli başlıklarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın sürdüğüne dikkat çeken Akıncı, bölgedeki dengelerin sahadaki gelişmelere göre şekillendiğini ifade etti.
“Kırmızı çizgiler İslamabad’da belirleniyor”
Orta Doğu’da tarafların kırmızı çizgilerinin İslamabad’da yapılan görüşmelerde ortaya konulduğunu belirten Akıncı, diplomatik sürecin giderek daha fazla önem kazandığını söyledi. Pakistan’ın yürüttüğü mekik diplomasisinin ve ABD Başkanı Trump’ın çözüm iradesinin kritik olduğunu vurgulayan Akıncı,
“Taraflar açısından bakıldığında tarafların bölgedeki amaçlarının aslında farklı olduğunu ve bu farklı amaçlarının da gerçekleşme noktasında herkes elinin masada güçlü olmasını istiyor. Masada güçlü olmak içinde sahada da güçlü olmak gerekiyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatarak hem ekonomi jeopolitiği hem de enerji jeopolitiğindeki önemini artırıp savaşın küresel maliyetini da arttırmıştı. ABD'nin İran'ın Hürmüz Boğazı kartını tekrar elinden almak için ikinci bir ablukayla dengeleme açısı ve baskı aracı oluşturmasıyla kartları tekrar eline aldığını görüyoruz” diye konuştu.
“İran, bu savaşı varlık yokluk savaşı olarak görüyor”
ABD’nin barışa daha yakın bir tutum sergilediğini ifade eden Akıncı, İran’ın ise süreci farklı değerlendirdiğini belirterek şunları söyledi:
“ABD, savaşarak sorunun çözülemeyeceğini anladı ve barışa yakın oldukları yönünde mesajlar gelmeye başladı. Durum İran açısından daha farklı çünkü İran, bu savaşı varlık yokluk savaşı olarak görüyor. Rejim açısından bakıldığında İran ya var olmaya devam edecek ya da bir şekilde rejim düşecek ve rejim ABD isteği doğrultusunda liderlik değişimi olacak. İran mevcut konumundan geri adım atmak istemiyor. İran'ın rejim değişikliğinde 1979'dan itibaren ilmek ilmek uyguladığı bir Orta Doğu politikası ve nükleer çalışması var. Dolayısıyla hem uranyum zenginleştirmesinde hem nükleere yönelik çalışmalarını tam bağımsızlık olarak görüyor. İran bazı noktalarda taviz verse de kendi egemenliğini sıkıntıya sokacak ve ulusal çıkarlarınızı zedeleyecek bir masaya oturmak istemiyor.”
“Yeni bir düzen kurulacak”
Bölge ülkeleri ve Türkiye’nin sürece vereceği desteğin önemine değinen Akıncı, şu değerlendirmede bulundu:
“İran kadim bir devlet geleneğine ve diplomasi mantığına sahip. Ciddi askeri ve yönetsel kayıplar vermiş olsa da süreci ABD ve İsrail aleyhine domine etmeyi bildi. Kurulacak yeni bir barış masasıyla eski düzene dönülmesi bekleniyor ancak İran'ın da altını çizdiği gibi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni bir düzen kurulacak. Umuyoruz ki bu düzen, halkların Osmanlı dönemindeki gibi kardeşçe yaşadığı bir iklime evrilir. Aksi takdirde bölgedeki sıcak temas, küresel bir savaşı tetikleme riski taşıyor.”
“Uluslararası hukuk arka plana itildi”
Küresel sistemin tehdit altında olduğunu belirten Akıncı, Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerin daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti. Akıncı, ABD ve İsrail’in savaş hukukunu göz ardı eden politikalarına karşı uluslararası toplumun sahada ve diplomasi masasında daha etkili olması gerektiğini sözlerine ekledi.





