TMMOB Adana İl Koordinasyon Kurulu, son günlerde Seyhan ilçesi Pınar, Fatih ve
Gürselpaşa mahallelerini kapsayan yaklaşık 440 hektarlık alana ilişkin imar planlarının
kamuoyunda çeşitli yönleriyle tartışıldığı belirtilerek, konunun teknik ve hukuki boyutunun
kamuoyuna eksik veya hatalı yansıtılmaması amacıyla kamuoyunun bilgilendirilmesine
ihtiyaç duyulduğu anımsatıldı.
Adana İl Koordinasyon Kurulu açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
PLANLAMA SÜRECİ 60 YILI KAPSIYOR
“Öncelikle belirtmek gerekir ki söz konusu alanın planlama süreci yeni değildir. Bölgenin ilk
imar planları 1964 yılına kadar uzanmakta; yaklaşık altmış yıllık süreç içerisinde çok sayıda
plan değişikliği, revizyon ve yargı süreci yaşanmıştır. Dolayısıyla bugün yürürlükte bulunan
planın değerlendirilmesi, geçmiş plan kararları ve mahkeme kararlarından bağımsız ele
alınamaz.
Özellikle 2007 yılında yapılan plan değişiklikleriyle aynı planlama bölgesinde yer alan, benzer
fiziksel ve mekânsal özelliklere sahip bazı imar adalarına E=2.40, bazı adalara ise E=1.20
emsal hakkı tanınmıştır. Aynı plan bütünlüğü içerisinde farklı yapılaşma haklarının
öngörülmesi, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları bakımından tartışmalara neden olmuş,
konu yargıya taşınmıştır.
Daha sonra 2012 yılında kesinleşen 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı’nda bölgenin tamamı
yüksek yoğunluklu konut alanı olarak planlanmasına rağmen, 2013 yılında hazırlanan
1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı’nda aynı bölgede farklı yoğunluk kararlarının sürdürülmesi
üzerine planlar yeniden yargı denetimine konu olmuştur.
Mahkemelerce alınan kararlar ile bilirkişi raporlarında; Üst ölçekli plan ile alt ölçekli plan
arasında uyum bulunmadığı, Aynı özelliklere sahip alanlarda farklı yoğunluk kararları
verilmesinin plan bütünlüğünü bozduğu, Hakkaniyet ve eşitlik ilkelerinin ihlal edildiği,
Şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırılıklar bulunduğu, tespit edilmiştir.
PLAN REVİZYONLARI 2019 VE 2022’DE İPTAL EDİLDİ
Bu kararlar doğrultusunda hazırlanan 2019 yılı plan revizyonu da yargı kararıyla iptal edilmiş,
ardından 2022 yılında hazırlanan yeni plan ise park alanları ve plan sınırlarına ilişkin hukuki
gerekçeler nedeniyle yeniden iptal edilmiştir.
Bugün yürürlükte bulunan 1/5.000 ölçekli Nazım İmar Planı Revizyonu, geçmişte verilen
yargı kararlarının gereklerini yerine getirdiği iddiasıyla hazırlanmıştır. Dolayısıyla planın
değerlendirilmesinde esas alınması gereken husus; geçmişteki hukuka aykırılıkların
gerçekten giderilip giderilmediği, plan bütünlüğünün sağlanıp sağlanmadığı, kamu yararının
korunup korunmadığı ve şehircilik ilkelerine uygunluğun teknik olarak sağlanıp
sağlanmadığıdır.
Kamuoyunda zaman zaman tüm bölgeye E=2.40 emsal verildiği yönünde değerlendirmeler
yapılmaktadır. Plan hükümleri incelendiğinde bunun teknik anlamda doğru olmadığı
görülmektedir. Mevcut ruhsatlı ve nitelikli yapıların yapılaşma haklarının korunduğu,
dönüşüm öngörülen alanlarda ise farklı yoğunluk kararlarının uygulandığı anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, bir planın yalnızca emsal değerleri üzerinden değerlendirilmesi yeterli
değildir. Özellikle mevcut yapı stokunun niteliği, alanın zemin özellikleri, deprem riski, nüfus
artışıyla ortaya çıkacak ulaşım ve altyapı ihtiyacı ile sosyal donatı kapasitesi birlikte
değerlendirilmelidir.
DEPREM GERÇEĞİ, ZEMİN YAPISI VE ARTAN YOĞUNLUK ÇEKİNCELERİMİZ
Adana, deprem gerçeğiyle yaşayan bir kenttir. 6 Şubat 2023 depremlerinin kentimizde
yarattığı etkiler, yapı güvenliği ve afetlere dirençli kentlerin oluşturulması konusunu bir kez
daha kent gündeminin en önemli başlıklarından biri haline getirmiştir.
Afetlere karşı hazırlık konusunda yetersizlikler ve deprem gerçeği ile yapı stokunun
durumunu incelemeyi zaruri hale getiriyorken; mevcut yerleşim dokusunun önemli ölçüde
yoğunlaştırılmasına ilişkin her plan kararının yalnızca yapılaşma hakkı ve ekonomik değer
üzerinden değil, öncelikle can güvenliği, afet riski ve yaşam kalitesi üzerinden
değerlendirilmesi gerektiğini zorunlu kılmaktadır.
Pınar, Fatih ve Gürselpaşa mahallelerini kapsayan planlama alanında yapılaşma
yoğunluğunun artırılmasının; mevcut yapı stokunun niteliği, yapıların kat adetleri, bina
yaşları, taşıyıcı sistem özellikleri, zemin koşulları ve olası deprem davranışı ile birlikte ele
alınması zorunludur.
Planlama alanının zemin yapısı da yoğunluk kararlarının değerlendirilmesinde temel
unsurlardan biri olmalıdır. Jeolojik, jeofizik ve jeoteknik verilerin güncel ve planlama
ölçeğinde değerlendirilmesi; bu verilerin yapılaşma yoğunluğu, kat yüksekliği ve nüfus
kararlarıyla ilişkisinin açık biçimde ortaya konulması gerekmektedir. Zemin koşulları ile
yapılaşma yoğunluğu arasında yeterli bilimsel ilişki kurulmadan, yalnızca parsel bazında yapı
güvenliği üzerinden yapılacak değerlendirmelerin kentsel ölçekte yeterli olmayacağı açıktır.
Planlama alanında farklı dönemlerde ve farklı yapılaşma koşulları altında oluşmuş bir yapı
stoku bulunmaktadır. Bu yapı stokunun bina yaşı, kat adedi, yapı sistemi, mevcut nüfus ve
bağımsız bölüm sayısı açısından ayrıntılı biçimde analiz edilmesi gerekmektedir.
KİŞİYE VEYA PARSELE AYRICALIK SAĞLAYAN UYGULAMALARDAN UZAK DURULMALI
Özellikle daha az katlı ve daha düşük yoğunluklu yapılaşmanın bulunduğu alanların
dönüşüm sürecinde emsal artışları ile daha yüksek katlı ve daha yüksek nüfus taşıyan
yapılara dönüşmesi, yalnızca yapıların yenilenmesi anlamına gelmemektedir. Böyle bir
dönüşüm aynı zamanda kentsel nüfus ve altyapı kapasitesinde önemli bir artış anlamına
gelecektir. Bu yönüyle aynı ada içerisinde farklı emsal uygulamaları ile kişiye veya parsele
ayrıcalık sağlayan uygulamalardan uzak durulmalıdır.
Bu nedenle “mevcut yapıların yenilenmesi” ile “mevcut yapı stokunun çok daha yüksek bir
nüfus ve yapılaşma kapasitesiyle yeniden üretilmesi” aynı planlama olgusu olarak
değerlendirilmemelidir.
Kentsel dönüşümün temel amacı yalnızca eski yapıların yenilenmesi değil; daha güvenli,
sağlıklı, erişilebilir, depreme dayanıklı ve yaşam kalitesi yüksek yaşam çevrelerinin
oluşturulmasıdır. Bu kapsamda mevcut yapı stoku ile önerilen yapılaşma kapasitesinin
karşılaştırılması; mevcut ve önerilen nüfusun, bağımsız bölüm sayısının, bina kat adetlerinin,
otopark ihtiyacının, yol kapasitesinin ve sosyal donatı alanlarının birlikte değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Aksi halde yapı stokunun yenilenmesi sağlanırken, aynı bölgede çok daha yüksek bir nüfus
yoğunluğu oluşması ve bunun sonucunda ulaşım, otopark, altyapı ve sosyal donatı üzerinde
yeni bir baskı meydana gelmesi riski bulunmaktadır.
NÜFUS YOĞUNLUĞU HESAPLARI AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMALI
Bir diğer önemli çekincemiz, 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı plan notlarında yer alan nüfus
yoğunluğu kabullerinin uygulamada nasıl karşılık bulacağıdır.
Plan notlarında yüksek yoğunluklu konut alanlarının 301–600 kişi/hektar, çok yüksek
yoğunluklu konut alanlarının ise 601 kişi/hektar ve üzeri olarak tanımlanması, özellikle
yüksek yoğunluk kategorisi içerisinde oldukça geniş bir nüfus kapasitesi aralığı bulunduğunu
göstermektedir.
301 kişi/hektar ile 600 kişi/hektar arasında yapılacak tercih, planlama alanında oluşacak
toplam nüfusu ve buna bağlı olarak ihtiyaç duyulacak sosyal ve teknik altyapı miktarını
önemli ölçüde değiştirebilecek niteliktedir. Dolayısıyla burada temel soru yalnızca “yüksek
yoğunluk verildi mi?” sorusu değildir. Asıl soru, bu yoğunluk aralığının hangi nüfus kabulü
üzerinden uygulanacağı ve bu nüfusun gerektirdiği sosyal ve teknik altyapının hangi
kapasiteye göre hesaplandığıdır.
Yoğunluk aralığının alt ve üst sınırları arasında uygulamada hangi değerin esas alınacağı
açık biçimde ortaya konulmadığı takdirde, aynı plan kararı içerisinde önemli ölçüde farklı
nüfus büyüklüklerinin ortaya çıkması mümkündür.
Bu durum; Eğitim alanlarının, Sağlık tesislerinin, Yeşil alanların, Çocuk oyun ve spor
alanlarının, Sosyal tesislerin, Otoparkların, Ulaşım sisteminin, İçme suyu ve kanalizasyon
altyapısının, Enerji ve diğer teknik altyapı sistemlerinin gerçek ihtiyacının belirlenmesini
güçleştirecektir.
Bu nedenle planın nüfus kapasitesi yalnızca mevcut koşullara göre değil, planın
oluşturabileceği azami nüfus senaryosu üzerinden de değerlendirilmelidir.
Nüfus yoğunluğunun uygulama aşamasında üst sınırlara yaklaşması halinde sosyal donatı
alanlarının, yeşil alanların, ulaşım sisteminin ve teknik altyapının aynı oranda artırılmaması
durumunda kentsel yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesinden endişe duymaktayız.
SOSYAL DONATI, YEŞİL ALAN VE ALTYAPI KAPASİTESİ ARTAN NÜFUSLA BİRLİKTE PLANLANMALI
Bir bölgede yapılaşma ve nüfus artırılıyorsa, o nüfusun gerektirdiği sosyal ve teknik
altyapının da aynı planlama kararı içerisinde birlikte üretilmesi gerekir.
Eğitim, sağlık, yeşil alan, spor, sosyal tesis, otopark, ulaşım ve teknik altyapı alanları yalnızca
plan üzerinde ayrılmış alanlar olarak değil, oluşacak nüfusun gerçek ihtiyacını karşılayacak
kapasitede değerlendirilmelidir.
Özellikle yüksek yoğunluklu yapılaşmanın söz konusu olduğu alanlarda yeşil alanların ve
sosyal donatıların kişi başına düşen miktarı ile ulaşılabilirliği büyük önem taşımaktadır.
Kentlerde yoğunluk artışının, sosyal ve teknik altyapı yatırımlarından bağımsız olarak ele
alınması sürdürülebilir değildir.
Bizim temel endişemiz; yapılaşma kapasitesinin artmasıyla oluşabilecek nüfus artışının,
sosyal donatı ve altyapı kapasitesiyle aynı oranda desteklenmemesi ve bunun sonucunda
yaşam kalitesinin düşmesidir.
KAMU YARARI VE KENTSEL KAPASİTE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMELİ
Yüksek yoğunluk kararları tek başına doğru veya yanlış olarak nitelendirilemez. Önemli olan,
bu yoğunluğun hangi kentsel kapasite içerisinde ve hangi bilimsel gerekçelerle önerildiğidir.
Bir bölgede nüfus artırılıyorsa, bu nüfusun gerektirdiği eğitim alanları, sağlık tesisleri, yeşil
alanlar, spor alanları, sosyal tesisler, otoparklar, ulaşım bağlantıları ve teknik altyapı da aynı
planlama kararı içerisinde birlikte üretilmelidir. Aksi durumda kentsel dönüşüm adı altında
yapı stokunun yenilenmesi sağlanırken; daha yoğun, daha fazla trafik ve otopark baskısı
oluşturan, yeşil alan ve sosyal donatıları yetersiz bir kentsel çevrenin ortaya çıkması riski
bulunmaktadır.
Kent planlarının başarısı, yalnızca ne kadar yapılaşma hakkı üretildiğiyle değil; bu
yapılaşmanın kentte nasıl bir yaşam çevresi oluşturacağıyla ölçülmelidir.
TMMOB ADANA İL KOORDİNASYON KURULUNUN YAKLAŞIMI
Kent planları; Bilimsel planlama esaslarına dayanmalıdır. Kamu yararını gözetmelidir. Üst
ölçek plan kararlarıyla uyumlu olmalıdır. Plan bütünlüğünü sağlamalıdır. Eşitlik ve hakkaniyet
ilkelerine uygun olmalıdır. Kişiye veya parsele ayrıcalık sağlayan uygulamalardan uzak
durmalıdır. Artan nüfusun gerektirdiği yeşil alan, eğitim, sağlık, ulaşım ve diğer sosyal ve
teknik altyapıyı birlikte planlamalıdır. Deprem ve diğer afet risklerini planlama kararlarının
temel unsurlarından biri olarak kabul etmelidir. Zemin özellikleri ile yapılaşma yoğunluğu
arasındaki ilişkiyi bilimsel veriler üzerinden değerlendirmelidir. Mevcut yapı stokunun niteliğini
ve dönüşüm sonrası oluşacak yeni yapılaşma kapasitesini birlikte ele almalıdır. Kentler
yalnızca ekonomik beklentiler doğrultusunda değil; afet riskleri, yaşam kalitesi, çevresel
sürdürülebilirlik ve kamu yararı esas alınarak planlanmalıdır.
Meslek Odalarının görevi herhangi bir planı peşinen savunmak veya reddetmek değildir.
Meslek Odalarımız; tüm planlama süreçlerini bilimsel veriler, şehircilik ilkeleri, kamu yararı ve
yargı kararları çerçevesinde değerlendirmekte; gerekli gördüğü durumlarda hukuki süreçleri
takip etmekte ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeyi görev kabul etmektedir.
Bu nedenle Pınar, Fatih ve Gürselpaşa mahallelerini kapsayan planlama süreci de geçmişte
olduğu gibi teknik raporlar, plan kararları ve mahkeme hükümleri birlikte değerlendirilerek
izlenmeye devam edilecektir.
Özellikle deprem gerçeğiyle yüzleşen Adana’da, kentsel dönüşümün temel hedefi yalnızca
daha fazla yapı üretmek değil; daha güvenli, daha sağlıklı, daha dirençli ve yaşam kalitesi
yüksek bir kent oluşturmak olmalıdır. Bu kapsamda, planın öngördüğü nüfus kapasitesinin;
mevcut ve önerilen yapı stoku, zemin özellikleri, ulaşım sistemi, sosyal donatı alanları, yeşil
alanlar ve teknik altyapı kapasitesiyle birlikte değerlendirilmesini; bu değerlendirmelerin
bilimsel, şeffaf ve kamuoyuna açık biçimde ortaya konulmasını talep ediyoruz.
Kentimizin geleceğini ilgilendiren tüm planlama süreçlerinde kamu yararını, planlama
disiplininin evrensel ilkelerini, afetlere dirençli kent yaklaşımını ve kent hakkını savunmaya
kararlılıkla devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”




