Peki, gelişmiş ülkelerde de bu devasa büyüklükteki alanlar kadar tarım arazisi üretimden kopuyor veya koparılıyor mu?

TMMOB’a bağlı Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Adana Şubesi'nin Başkanı Ahencan Tayakısı ile üretimden çıkan tarım arazileri, çiftçinin asıl işinden kopması ve sorunun kaynağından nasıl çözüleceği üzerine konuştuk.

Başkan Tayakısı, Çukurova Metropol yazarı Murat Yıldız’ın sorularını yanıtladı. Gelişmiş ülkelerde de tarım arazilerinin kentleşme, sanayi, ulaşım yatırımları, çiftçinin yaşlanması, düşük kârlılık ve çevresel nedenlerle üretimden çıkabildiğini ifade eden Tayakısı, ‘‘OECD verilerine göre üye ülkelerde toplam tarım alanı 2013-2023 döneminde yıllık ortalama yüzde 0,29 azalmıştır. Yani tarım arazisi kaybı yalnızca Türkiye’ye özgü değildir’’ dedi.

ÖNEMLİ OLAN KAYBIN NASIL YÖNETİLDİĞİ

ZMO Adana Şube Başkanı Ahencan Tayakısı, ‘‘Bu noktada önemli olan ne kadar arazinin kaybedildiği değil, bu kaybın nasıl yönetildiğidir. Pek çok gelişmiş ülkede verimli tarım arazilerinin imara açılması daha sıkı kurallara bağlanmakta, kentlerin tarım alanlarına doğru kontrolsüz biçimde genişlemesi sınırlandırılmakta ve üretimde kalan araziler çeşitli desteklerle korunmaktadır’’ diye konuştu.

GELİŞMİŞ ÜLKELERDE TARIM PİYASA KOŞULLARINA BIRAKILMIYOR

Gelişmiş ülkelerin önemli bir bölümünde devletin tarımı tamamen serbest piyasa koşullarına bırakmadığına dikkat çeken Başkan Tayakısı, şu ifadelere yer verdi:

‘‘Üretici gelirleri doğrudan ödemeler, sigorta sistemleri, taban fiyatlar, kamu alımları, çevresel destekler ve güçlü kooperatifler aracılığıyla korunmaktadır. Türkiye’de ise neoliberal politikalarla kamusal tarım kurumlarının zayıflatılması, arazi kaybıyla üretimden kopuşun etkilerini daha ağır hâle getirmektedir.

Bazı ülkelerde daha az tarım alanıyla daha yüksek üretim yapılabilmektedir. Bunun nedeni yalnızca teknoloji değildir; sulama altyapısı, üretici örgütlenmesi, kamusal planlama ve tarımsal desteklerin daha güçlü olmasıdır. Dolayısıyla ‘onlarda da tarım alanı azalıyor’ demek tek başına yeterli bir karşılaştırma değildir.

Örneğin, Tekirdağ büyüklüğünde bir alan yaklaşık 630 bin hektardır. Böyle büyük bir kaybın tek başına ifade edilmesi yerine, hangi dönemde, hangi nitelikteki arazilerde ve hangi nedenlerle gerçekleştiğine bakmak gerekir. Birinci sınıf sulanabilir tarım arazisinin kaybıyla verimsiz bir mera alanındaki istatistiksel değişim aynı sonucu doğurmaz.’’

Tarımı yalnızca çiftçinin geçim alanı olarak görmemek gerektiğini vurgulayan ZMO Adana Şube Başkanı Ahencan Tayakısı, ‘‘Tarım; gıda güvenliği, halk sağlığı, kırsal istihdam, dış ticaret, sanayi ve ülkenin bağımsızlığıyla doğrudan ilişkilidir’’ dedi.

12 Yıl Sonra Gelen Karar Hayatını Altüst Etti! 224 Bin Liralık Borçla Karşı Karşıya
12 Yıl Sonra Gelen Karar Hayatını Altüst Etti! 224 Bin Liralık Borçla Karşı Karşıya
İçeriği Görüntüle

Tarımda yaşanan sorunların yalnızca yüksek enflasyondan veya kötü hava koşullarından kaynaklanmadığına dikkat çeken Tayakısı, ‘‘Bu sorunların arkasında, 1980’lerden itibaren uygulanan ve 2000’li yıllarda derinleşen neoliberal tarım politikaları bulunmaktadır. Bu politikalarla devletin tarımsal üretimi planlama, çiftçiye girdi sağlama, ürün satın alma ve fiyatları düzenleme işlevleri azaltılmış; tarımsal KİT’ler özelleştirilmiş veya tasfiye edilmiş, üretici giderek özel şirketlerin, bankaların ve tüccarların karşısında yalnız bırakılmıştır’’ diye konuştu.

TMO GÜÇLENDİRİLMELİDİR

TMO’nun piyasayı düzenleme kapasitesinin güçlendirilmesinin çiftçinin yalnız bırakılmaması noktasında büyük önem taşıdığını vurgulayan Tayakısı, şöyle devam etti:

‘‘TMO yalnızca ürün satın alan bir kurum olarak görülmemelidir. Hasattan önce maliyetleri dikkate alan fiyat açıklayan, yeterli miktarda ürün alan, ödemeleri zamanında yapan, küçük üreticinin erişebileceği alım noktaları kuran ve gerektiğinde piyasaya müdahale eden güçlü bir kamu kurumu olmalıdır.

Çiftçi zarar ederken tüketici pahalı gıdaya erişiyorsa tarım-gıda zincirinde yapısal bir sorun var demektir. Çözüm, yalnızca üretimi artırmak veya çiftçiye bir defaya mahsus destek vermek değildir. Üreticinin maliyetini azaltan, gelirini öngörülebilir hâle getiren ve pazarlık gücünü artıran uzun vadeli bir tarım politikasına ihtiyaç vardır.

Desteklerin üretim kararı verilmeden önce açıklanması, enflasyon karşısında değer kaybetmemesi ve zamanında ödenmesi gerekir. Stratejik ürünlerde maliyet esaslı alım fiyatları belirlenmeli, TMO ve diğer kamu alım kurumları piyasayı düzenleyecek biçimde etkin çalışmalı, üretici kooperatifleri güçlendirilmeli ve tarım arazilerinin amaç dışı kullanımı sıkı biçimde sınırlandırılmalıdır.

BEDELİNİ TOPLUMUN TAMAMI ÖDER

Türkiye’nin tarımsal potansiyeli hâlâ çok yüksektir. Sorun çiftçinin üretim kabiliyetini kaybetmesi değil, üretimin ekonomik ve kurumsal koşullarının giderek ağırlaşmasıdır. Çiftçiyi üretimde tutamazsak bunun bedelini yalnızca kırsal kesim değil, daha yüksek gıda fiyatları, artan ithalat ve dışa bağımlılık yoluyla toplumun tamamı öder.’’

EMEĞİNİN KARŞILIĞINI ALAMAYAN ÇİFTÇİ ÜRETİMDEN KOPUYOR

Çiftçinin üretimden kopmasının temel nedeniyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Başkan Tayakısı, ‘‘Çiftçinin üretimden kopma nedeni, harcadığı emeğin ve sermayenin karşılığını alamamasıdır. Çiftçi bir üretim sezonu boyunca doğal afet, kuraklık, hastalık, fiyat düşüşü ve girdi maliyeti risklerinin tamamını üstleniyor. Buna karşılık ürününü hangi fiyattan satacağını belirleyemiyor’’ ifadesine yer verdi.

Çiftçinin üretimden kopuşunu yalnızca bireysel tercihlere bağlamanın doğru olamayacağını söyleyen Tayakısı, ‘‘Neoliberal tarım politikalarıyla birlikte devlet, üreticiye girdi sağlayan, ürün satın alan ve fiyatları düzenleyen konumundan büyük ölçüde çekilmiştir. Tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi, kooperatiflerin zayıflatılması ve kamusal alım kurumlarının etkisinin azalması sonucunda çiftçi piyasanın belirsizliğiyle tek başına karşı karşıya kalmıştır’’ dedi.

TMO’nun piyasaya zamanında ve güçlü biçimde müdahale etmediği koşullarda çiftçinin ürününü hasat döneminde tüccara satmak zorunda kaldığının altını çizen ZMO Adana Şube Başkanı Ahencan Tayakısı, şunları kaydetti:

‘‘TMO’nun ödemelerinin geç yapılması, alım noktalarının sınırlı olması, kalite ve nem koşulları ile nakliye masrafları da küçük üreticilerin kamu alımlarına erişimini zorlaştırabiliyor. Bu nedenle çiftçi teorik olarak TMO’ya satış yapabilse bile pratikte tüccarı tercih etmek zorunda kalabiliyor.

Borçluluk da üretimden kopuşu hızlandırıyor. Çiftçi girdilerini vadeli aldığında hasat sonrasında ürününü çoğu zaman borçlu olduğu kişiye satmak zorunda kalıyor. Böylece hem girdiyi pahalı alabiliyor hem de ürününü piyasanın altında bir fiyattan satabiliyor. Üretim süreci çiftçinin kontrolünden çıkarak bankaların, girdi şirketlerinin, tüccarların ve büyük alıcıların belirleyici olduğu bir yapıya dönüşüyor.

Tarımın sosyal koşulları da önemlidir. Uzun çalışma süreleri, tatil yapamama, sosyal güvence eksikliği, kırsaldaki eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği genç kuşakları tarımdan uzaklaştırıyor. Miras yoluyla arazilerin parçalanması, kiraların yükselmesi, sulama sorunları ve kentleşme baskısı da üretimin devamlılığını zorlaştırıyor.

Kısacası çiftçi üretimi sevmediği için değil; neoliberal politikalar sonucunda üretim ekonomik, sosyal ve kurumsal açıdan sürdürülemez hâle geldiği için tarımdan kopuyor.’’

Kaynak: Haber Merkezi